Advert

Bahçeli: 'Endişemiz budur. Yakın tehlike de budur'

24 Haziran'dan, FETÖ'ye, Muharrem İnce'den, tek adam söylentilerine ilişkin tüm sorulara basın toplantısında yanıt verdi

Bahçeli: 'Endişemiz budur. Yakın tehlike de budur'

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Parti Genel basın toplantısı düzenledi. 24 Haziran'dan, FETÖ'ye, isim vermeden CHP adayı Muharrem İnce'den, tek adam söylentilerine ilişkin MHP lideri tüm sorulara basın toplantısında yanıt verdi


Basın toplantısının tam metni..

Değerli Basın Mensupları,
Muhterem Dava Arkadaşlarım,

Sözlerimin hemen başında sizleri saygılarımla selamlıyorum.
Ekranları kanalıyla bizleri izleyen aziz vatandaşlarıma en iyi dileklerimle birlikte sevgi ve şükranlarımı sunuyorum.
24 Haziran Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçimlerinin üzerinden geçen yaklaşık üç haftalık sürenin ardından siyasi ve stratejik gelişmeleri değerlendirmek amacıyla bugünkü basın toplantımızı düzenlemiş bulunuyoruz.
Konuşmama geçmeden evvel hepinize hoş geldiniz diyorum.

Kıymetli Basın Mensupları,
Saygıdeğer Dava Arkadaşlarım,

Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en önemli seçimlerinden birisini 24 Haziran’da başarıyla gerçekleştirmiştir.
Türk milleti tercihini yapmış, iradesini göstermiştir.
24 Haziran Seçimleri demokratik olgunluk içinde, yüksek bir katılımla icra edilmiş, nihai olarak geride kalmıştır.
Önümüzdeki beş yılda, 2023 hedeflerini yakalamanın mücadelesi her yönüyle sahnelenecektir.
Sonuç itibariyle Türkiye, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne resmen geçiş sağlamış ve yeni sistemin ilk Cumhurbaşkanı seçilmiştir.
Bununla birlikte 27’inci Dönem TBMM 600 üyesiyle temerküz ve tecelli etmiştir.
Bu şartlar altında aziz milletimiz dünyaya adeta bir demokrasi dersi vermiştir.
Bundan haklı olarak gurur duyuyoruz.
Görülmüş ve anlaşılmıştır ki, içte ve dışta sistematik olarak tedavüle sokulan karalama kampanyaları boşa çıkarılmıştır.
Ülkemiz aleyhine kurgulanan altıncı kol faaliyetleri, algı oyunları, sinsi operasyonlar sandığa çarpmış ve beklendiği üzere tel tel dağılmıştır.
Bu tablo gerçekten hepimiz adına bahtiyarlık vericidir.
Türk milletinin tarihsel ve demokratik gücünü test edenler hem yanlışa düşmüşler hem de yenilgiye uğrayarak layık oldukları hüsranı tatmışlardır.
Türkiye üzerinde hesap yapan odaklar bir kez daha hezimetle tanışmışlardır.
Milli uyanış umut vermiş, milli diriliş huzur vermiş, bu sayede istikbalin ufku pırıl pırıl parlamıştır.
Türk milleti sistemsel açmazları bertaraf etmiştir.
Bununla da kalmamış, kansız, kavgasız ve kargaşadan uzak şekilde Cumhuriyet’in üçüncü evresine sabır, sükûnet ve derin bir kavrayışla intikal sağlamıştır.
Türkiye’nin demokratik rüştü bir kez daha ispatlanmıştır.
Aziz milletimiz sözünü söylemiş, tavır ve tutumuyla ses getirmiştir.
24 Haziran Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçimleri herkese, her partiye ayrı ayrı ve üzerinde durulması gereken mesajlar vermiştir.
Bu mesajlar dikkatle incelenmeli, titizlikle irdelenmelidir.
Milliyetçi Hareket Partisi 24 Haziran’dan alnının akıyla, millet aklının taltif ve teveccühüyle çıkmıştır.
Yüksek Seçim Kurulu 24 Haziran Seçimlerinin kesin sonuçlarını 4 Temmuz 2018’de açıklamıştır.
Partimiz, 5 milyon 565 bin 331 vatan evladının oyuyla yüzde 11,10’luk bir oy oranına ulaşmış, bu kapsamda 49 muhterem milletvekiliyle TBMM’de temsil edilme imkânına kavuşmuştur.
Bu sonuç geçtiğimiz zorlu aşamalar hesaba katıldığında, karşılaştığımız onca badire göz önüne alındığında hakikaten başarıdır, takdir edilecek bir yükseliş halidir.
24 Haziran öncesi iflasımızın fermanını yazmışlardı.
24 Haziran öncesi bitişimizin ilanını yapmışlardı.
24 Haziran öncesi tükenişimizin ihbar ve ilamıyla avunmuşlardı.
“Allah bes baki heves” dedik, milletimize güvendik, ülküdaşlarımıza inandık.
“Allah’tan başka galip yoktur” dedik, maneviyatımızın gücüyle direndik.
Bardaktan boşanırcasına yağan iftira sağanağına rağmen ayakta kaldık, asla geri adım atmadık.
“İnanıyorsanız muhakkak üstünsünüz” ilahi buyruğuna bütünüyle bağlılık ve sadakat gösterdik.
“İman varsa imkân da vardır” dedik, kuşatmaları yardık, kuyulardan çıktık.
Kaldı ki ihanetin imanı yenemeyeceğini adımız gibi biliyorduk.
Biz bitti demeden, Türk milleti tamam iradesi göstermeden hiçbir tezgâh ve tertibin tutmayacağının farkında ve bilincindeydik.
Türk tarihinin itibarı yanımızdaydı.
Ecdadımızdan aldığımız feyz ve ilham yüreklerimizdeydi.
Aziz şehitlerimizin duası elbette bizimleydi.
Milliyetçi Hareket Partisi tıpkı Anka Kuşu gibi, küllerinden yeniden doğmuş, milli duruşuyla, milliyetçi mücadelesiyle bir kez daha taraflı tarafsız herkesin hayranlığını kazanmıştır.
Türk milleti Üç Hilali ne mahzun bırakmış, ne de mahcup etmiştir.
Aslında başarı zamanın bir anında ulaşılan sonuçtan ziyade, zorluklara gösterilen mukavemet, saldırılara göğüs geren muazzez ve muteber iradenin tekemmül halinde muhafazasıdır.
Bu açıdan 24 Haziran’da Milliyetçi Hareket Partisi büyük bir başarı elde etmiştir.
Hiç kuşku yok ki, olanla yetinemeyiz, olmuşla vakit geçiremeyiz.
Yerimizde sayamayız, küçük olsun bizim olsun basitliğine sığınamayız.
Daha fazlasını istiyoruz, daha çoğunu almayı hedefliyoruz.
Eksiğimiz varsa tamamlayacağız, açığımız varsa kapatacağız.
Kendimizi unutmadan, kökümüzden kopmadan, kimliğimizi terk etmeden, ülkülerimizi kenara itmeden milli iradenin var olan desteğini artırmak, arzuladığımız seviyelere çıkarmak için bütün gücümüzle çalışacağız.
Dün tecrübedir, gerekli sonuçları çıkardık.
Bugün fırsattır, yakalamak için çabaladık.
Yarın ise umuttur, tutunmak, hakkımızı almak için akıl, sabır ve inançla gereğini yapacağız.
Milliyetçi Hareket Partisi Türklüğün övüncü, Türkiye’nin özgüveni, Türk-İslam medeniyetinin özeli ve öz değeridir.
Davamızın harcı duayla karılmış, haysiyet ve hedefleri nice kahramanımızın fedakârlıklarıyla yoğrulmuştur.
Bu itibarla, Milliyetçi Hareket önlenemez, öngörülemez, anket ve kamuoyu araştırmalarıyla asla, ama asla öğütülemez.
24 Haziran’da partimize oy veren aziz vatandaşlarıma bir kez daha teşekkür ediyorum.
Parti teşkilatlarımızı, seçilen veya seçilemeyen tüm milletvekili adaylarımızı kutluyorum.
Siyasi görüşü, ideolojik aidiyeti, anasının dili, mezhebi, yöresi ve kökeni ne olursa olsun milletimin her güzel insanına şükranlarımı sunuyorum.
Cumhur İttifakı’nın başarısı için inisiyatif alan, sorumluluk üstlenen, seferberlik ruhuyla sahada faaliyet gösteren her kardeşime tebriklerimi iletiyorum.
Bilinsin ki, 24 Haziran’da Türkiye kazanmıştır.
Türk milleti kazanmıştır.
Üzerinde karalama yapılan demokrasimiz kazanmıştır.
Kundaklanmak istenen milli ve yerli duruş kazanmıştır.
Kurcalanmak istenen birlik ve dayanışma ruhu kazanmıştır.
Kurban edilmek istenen bekamız ve tarihi haklarımız kazanmıştır.
Bunlara karşılık zillet kaybetmiş, ihanet tepelenmiş, bozgunculuk yapanlar, emperyalizmin borusunu öttürenler unutamayacakları bir mağlubiyet yaşamışlardır.
Hiç kimse hatırdan çıkarmasın, iradenin sahibi aynı zamanda karar sahibidir.
Karar sahibi aynı zamanda sözün sahibidir.
İrade, karar ve söz sahibi olan sonsuza kadar egemenliğin de sahibidir ki, bu da büyük Türk milletidir.

Değerli Basın Mensupları,
Aziz Dava Arkadaşlarım,

27’inci Dönem TBMM’nin saygıdeğer üyeleri 7 Temmuz’da yeminlerini etmişler, kutlu görevlerine başlamışlardır.
Partimizin milletvekilleri tam kadro halinde bu anayasal görevi yerine getirmiştir.
Milletimizin bize verdiği denge ve denetleme görevini layıkıyla yapmak için her arkadaşımız olağanüstü bir özveriyle yasama faaliyetlerine aktif bir şekilde katılmak maksadıyla son hazırlıklarını tamamlamışlardır.
Milliyetçi Hareket Partisi üstlendiği millet görevini eksiksiz ifa ve ifade edecektir.
Partimiz yasama faaliyetleriyle hem Seçim Beyannamesi’nde yer bulan vaatlerinin gerçekleşmesini sağlayacak, hem de yürütmeyi denetleme sorumluluğunu yoğun çalışmayla ikmal edecektir.
Verdiğimiz sözlerin hiçbirini unutmadık, unutmayacağız.
Taahhütlerimizi boşuna vermedik, bize ümit bağlayanları hayal kırıklığına uğratmadık, bundan sonra da uğratmayacağız.
 

Cumhurbaşkanı adaylığında, partimizin samimiyetle ve kararlılıkla desteklediği Sayın Recep Tayyip Erdoğan 26 milyon 330 bin 823 vatandaşımızın oyunu alarak yeni sistemin ilk Cumhurbaşkanı olarak 9 Temmuz 2018 tarihinde yemin etmiştir.
Aynı günün akşamında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin birinci Bakanlar Kurulu bizzat Cumhurbaşkanı tarafından açıklanmıştır.
Bir gün sonra, yani 10 Temmuz 2018’de, hükümet üyeleri TBMM’de yemin ederek görevlerine resmen başlamışlardır.
Bu arada, yine partimizin açıktan ve önşartsız desteklediği Sayın Binali Yıldırım 12 Temmuz 2018’de TBMM’nin 28’inci Başkanı olarak üçüncü turda seçilmiştir.
Yeni hükümet ilk toplantısını dün itibariyle gerçekleştirmiştir.
Önümüzdeki pazartesi günü de TBMM Başkanlık Divanı teşekkül edecektir.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin sınır ve içeriğini belirlemek, nitelik ve uygulama netliğini açıklığa kavuşturmak maksadıyla birinci Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ve takip eden diğerleriyle birlikte bazı atamaları gösteren Cumhurbaşkanlığı Kararları Resmi Gazete’de 10 Temmuz 2018’de yayımlanmıştır.
Buna göre Türkiye Cumhuriyeti Devleti yeni sistemin doğasına uygun olarak baştan ayağa reform sürecine girmiş, tarihsel hüviyetinden savrulmadan köklü değişimler yaşamaya başlamıştır.
Başbakanlık makamı artık son bulmuş, tarihe mal olmuştur.
Bakanlık sayıları 25’ten 16’ya inmiştir.
Cumhurbaşkanlığı Teşkilat Yapısında Cumhurbaşkanı’na bağlı 9 kurul ve 4 ofis teşkil edilmiştir.
Maşeri vicdan tarihi gelişmelere, yeni bir sistemin kurum ve kurallarıyla yerleşmesine şahitlik etmektedir.
Kararların seri ve süratli alınacağı bir döneme girilmiştir.
Bunu hazmedemeyen odaklar ekonomide yeni bir dalgalanma, döviz ve faizde şeytanlıklar peşindedir.
Ancak başaramayacaklar, Türk milletini pes ettiremeyeceklerdir.
Piyasalardaki oynaklık ve oyunlarla Türkiye’den taviz koparmaya kimsenin gücü yetmeyecektir.
Devlet yönetimindeki laçkalıkların, hantallıkların, kararsızlıkların ve aksaklıkların bertaraf edileceği bir süreç önümüzdedir.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Türkiye’nin tarihsel istikametinden sapma değil, tam tersine bu istikametin teyidiyle birlikte kutlu hedeflere ulaşma azim ve arayışını uhdesinde barındırmaktadır.
Cumhuriyet, yeni sistemle daha da güçlenmiş, daha da sağlam esaslara bağlanmıştır.
Devlet hayatında belirsizliklerin hâkimiyeti bitmiş, cepheleşme ve sonuçsuz cebelleşmelerin hükmü geçmiştir.
“Rejim elden gitti, tek adam geldi” diyen sorumsuz ve şuursuz çevrelerin korku aşısı inşallah tutmayacak, kriz ayinleri, kaos beklentileri sonuç vermeyecektir.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Türkiye’nin medeniyet ve milletler mücadelesinde stratejik kozu, güvenlik suru, güçlü ruhudur.
Ruh sağlamdır, beden çelik gibidir.
Bu ruh; bozulmadan, heba edilmeden, devletin kuruluş esaslarından herhangi bir ödün vermeden geleceğe doğru coşkun bir nehir gibi akarsa Türkiye’nin önüne hiçbir mihrak geçemeyecek, hiçbir alçak kumpas sonuç vermeyecektir.
Yeni sistem milli iradenin marifet ve mükâfatıdır.
Cumhur İttifakı TBMM’de çoğunluğu kazanarak yeni sistemin rotasını çizecektir.
Ve temeli millet olan mezkûr ittifak hukuku titizlikle korunacaktır.
Türk milleti kendi istikbal ümidi ve aydınlık ufku için bir sistem değişikliğini temellendirmiş, demokratik olarak tezahür ettirmiştir.
Parlamenter sistem hatasıyla sevabıyla geride kalmıştır.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Türk milletinin ruh kökünden doğmuş, cumhurun ittifak şuurundan meydana gelmiştir.
Bu yeni sistemin bütün kurum ve kurallarıyla yerleşmesi konusunda parti olarak her desteği vereceğiz.
Milliyetçi Hareket Partisi devletin yeniden yapılanma sürecinde elbette siyaseten, tarihen ve ahlaken taşıdığı sorumluluğun gereğini harfiyen yapacaktır.
TBMM’de denge ve denetleme görevimizi eksiksiz ifa ederken devlet ve bürokrasi hayatının istikrar ve güvenceye kavuşabilmesi, hızlı ve verimli kararların alınabilmesi için gerek duyulduğu takdirde sözümüzü söyleyeceğiz, tekliflerimizi paylaşacağız, irademizi göstereceğiz.
Hatırlanacak olursa, daha önce de söylemiştim; gelişmeleri uzaktan izlemeyeceğiz.
Meselelere yedek kulübesinden bakmayacağız.
Tarihin akışını, devletin yeniden mimarisini atıl ve hareketsiz takip etmeyeceğiz.
Müdahil olmamız gereken yerlerde geri durmayacağız.
Milletimizin amaç ve arzusu ne ise ona kafa yoracağız.
Çünkü biz bu ülkeyi de, bu milleti de karşılık beklemeden sevdik.
Biz sevgimizde karşılık bekleyerek siyasi tefeci duruma hiç düşmedik.
Ülkücü olmanın şan ve şerefi neyse ona göre hareket ettik.
Önce ülke dedik, önce millet dedik, dava adamlığının onuruyla, yaşanmış Türk-İslam asırlarının vakarıyla ahlaki tutarlılığımızı şekillendirdik.
Cumhur İttifakı’na girerken, yeni bir sistemi planlayıp hayata geçirirken pazarlık yapmadık, al ver sürecine heves ve tevessül etmedik.
Bazı aklı evveller, beyni menkulleşmiş bir kısım mankurtlar çok gizli pazarlık yaptığımızı söylüyor.
Bunların ihmal ettikleri yalın gerçeği yeri gelmişken hatırlatmak isterim:
Ülkücünün fiyatı yoktur, Ülkücülüğün pazarı yoktur.
Biz ya yurdum ya da yokuz deriz.
Muhtaç olduğumuz kudretin damarlarımızda akan kanda gizli olduğunu çok iyi biliriz.
Başka da gizlilik tanımayız, tanımayacağız.
Hafızası silinmiş olanları ikazen uyarmak isterim ki, pişman olacak söz söyleyemeyiz, söylediklerimizden de hamd olsun pişman olmayız.
Bizi bilen bilir, bilmeyen de kendi bilir.
“Apolet tartışmasını fazla uzattım” diyen zavallılar için, HDP’ye “Kürt siyasi hareketi” diyerek, Kürt kökenli kardeşlerimizi töhmet altında bırakan ve PKK’ya umut aşılayan fikir ve ülkü yoksunları adına pişmanlık olabilir.
Ama bizde pişmanlık asla yoktur.
Geçmişimize yabancılaşmayız, yabancı kaldıklarımızla yan yana olmayız.
Duruşumuz millettir.
Durduğumuz yer Türkiye ve Türklüğün ağırlık merkezidir.
Milliyetçi Hareket Partisi kaçak güreşmez, kaçak dövüşmez. 
Siyaseti ülke menfaatine göre yaparız, vatan için yaparız, millet için yaparız, mertçe yaparız, adam gibi yaparız.
Biz ki, vatan ve bayrak uğruna övülmeye de ölüme de razıyız, bunlara seve seve hazırız.
Zamanı gelmiş bir fikrin önünde hiç kimse duramaz.
Mayası tutmuş hamur teknede durmaz.
Kaynayan kazan kapak tutmaz.
Doğan güneşin önüne perde çekilmez, çekilemez.
Taş yerinde ağırdır, ama şartlar oluştuğunda her sorumluluğun içinde sonuna kadar oluruz, sonuna kadar da hizmetimizi heyecanla yaparız.
Nitekim biz, merhum Cemil Meriç’in dediği gibi, yürüyen mezar taşı değiliz.
Bu ülkenin, bu milletin kıymetini bilmezsek, ne kıymet bulabilir, ne de kıymet yetiştirebiliriz.
Atfettiğimiz kıymetin ederi ise bizim nazarımızda paha biçilemez ölçüdedir.
Türkiye’nin aydınlanan geleceğini güvenceye almak, yeni teamüllerin oluşmasına katkı sağlamak, yasa ve anayasa uygun yönetim sistemini bütün yönleriyle kurumsallaştırmak gayemizdir, gayretimiz bu yönde olacaktır.
2’inci Meşrutiyet’in siyasetimizin laboratuvarı olduğuna dair genel kabul görmüş bir fikir vardır ve bu tespit çok da yanlış değildir.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle başlayan dönem siyaset ve devlet hayatının sıçrama tahtası, önümüzdeki bin yılların altın anahtarıdır.
Bu anahtar doğru kullanılırsa Türk milletini ebedi yurdundan söküp atmaya hiçbir namert ve hainin nefesi yetmeyecektir.
Al Bayrak Sistemi diye sembolleştirdiğim, anlam koordinatlarını belirlediğim yeni sistem, ruhuna ve dokusuna muvafık şekilde tatbik ve tesis edilirse, inanıyorum ki, geçmişin kronik anlaşmazlıkları, kriz çıkartan anormallikleri bir daha asla yaşanmayacaktır.
Milletin istediği de budur.
Biliniz ki, mazlum milyonların, gönül ve kültür coğrafyamızın beklenti ve özlemi bundan farklı değildir.
Türkiye yükselişe geçmiş, ölü toprağını üzerinde atmıştır.

Sayın Basın Mensupları,
Değerli Dava Arkadaşlarım,

Dünya hızla değişiyor, hatta günden güne başkalaşmanın seline kapılıyor.
Maalesef geleneksel değerler aşınıyor, ahlaki yozlaşmanın çekim alanına sıkışıp can çekişiyor.
Küresel ve bölgesel ölçekte ilişki ağları hem tıkanıyor, hem de tahribata uğruyor.
Ticaret savaşları, kur üzerinden yapılan güç mücadeleleri, insanlığın huzur ve güvenliğe duyduğu ihtiyaç her geçen gün artıp yaygınlaşıyor.
Dünya adeta her gün yeniden yıkılıp yeni baştan kuruluyor.
Ülkeler arası çıkar ve nüfuz çekişmeleri şiddetlenmekle kalmıyor, asimetrik ve aritmetik şekilde yoğunlaşıyor.
Göç sorunları, terörizm musibeti, ekonomik türbülanslar, sosyal çalkantılar, siyasal açmazlar, etnik ve mezhep tartışmaları, kimlik ve kültür değerleriyle çatışan teknolojik ilerlemeler insanlığın umutlarını köreltiyor.
Ahlak, adalet, eşitlik, bireysel hak ve özgürlükler batmakta olan gemi gibi su alıyor, dibe doğru kayıyor.
Türk milleti ateşle çevrili bir coğrafyada yaklaşık bin yıldır hayat ve varlık mücadelesi veriyor.
Bağımsızlığımıza leke sürmek için pusuda bekleyenler her fırsatı ganimet görüp devreye giriyorlar.
Milli birlik ve kardeşliğimizi baltalamak, milli kimlik ve tarihi haklarımızı buharlaştırmak için komplo tezgâhlayan ahlaksız ve vicdansız çevreler yığınak üstüne yığınak yapıyorlar.
Amaçları kaynağımızı kurutmak.
Amaçları bekamızı kavurmak.
Amaçları mukaddesatımızı kurşunlamak.
Bizim yapmamız gereken, aynen Merhum Cemil Meriç’in ifade ettiği gibi, önce kaybolan hafızamızı yeniden inşa etmektir: Kimiz, neyiz, nasıl bir tarihin çocuklarıyız sorularına isabetle cevap bulmaktır.
Bulacağımız bu cevaplar vatan ve millet hizmetine adanmış müdafaa ruhumuzu güçlendirecek, dayanışmamıza kuvvet ve derinlik katacaktır.
Türk milleti varlığının bedelini sayısız kere ödemiştir. 
Tarihin sararmış ve buruşmuş sayfaları bunun delil ve belgeleriyle doludur.
Fakat 15 Temmuz 2016’da yaşanan dehşet ve vahşet son iki asırda karşılaştığımız hiçbir zulme, hiçbir hıyanete benzememektedir.
15 Temmuz’da bir tür Kabakçı Mustafa ayaklanması veya nevi şahsına münhasır Patrona Halil ayaklanması baş göstermemiştir.
15 Temmuz’da çağımızın Celali ayaklanması gibi bir durum da söz konusu olmamıştır.
15 Temmuz’da, dini kisveye bürünen, hizmet ve himmet örtüsüne saklanan, cemaat olgusundan cürüm ve cinayet çıkaran hain bir terör örgütü Türkiye’yi işgale kalkışmıştır.
FETÖ ihaneti sadece bununla yetinmemiş, milli ve manevi değerlere telafisi uzun zaman alacak zarar ve ziyanlar vermiştir.
Sistemli şekilde devlet kurumlarına yuvalanan, zamanla sivil toplum kuruluşlarına ve toplumsal hayata sinen ve yerleşen FETÖ, neden olduğu yıkımlar, yol açtığı tahribatlar sebebiyle milli hafızalardan asırlarca çıkmayacaktır.
FETÖ, melanettir, İblis’in yeryüzü garnizonudur.
FETÖ rezalettir, Türk, Türkiye, İslam düşmanlığı şöyle dursun, insanlığın utanç vesikası, kalleşliğin, kahpeliğin ve günahkârlığın beşeri bileşkesidir.
Türkiye’miz; direkt değil, dolaylı şekilde; devşirilmiş vandallar kullanılarak, kurşun askere dönüştürülmüş kanlı bir taşeron vasıtasıyla ele geçirilmek istenmiştir.
FETÖ, TSK başta olmak üzere, devlet ve toplum hayatının sekiz alanına çöreklenmiş, yıllar yılı en hassas mevki ve mertebelere çökerek palazlanmıştır.
Şurası açıktır ki, FETÖ’nün ürediği ortam, teşvik gördüğü iklim, güçlendiği yapı, tutunduğu çatı mutlaka enine boyuna analiz edilmelidir.
Siyasi beklentiler uğruna devleti içten içe kemiren hiçbir kanun dışı grup veya oluşuma müsamaha gösterilmemeli, müsaade edilmemelidir.
FETÖ’yle mücadele sadece adli, idari süreçlerin tahkimi ya da güvenliğin dönemsel icrasıyla sağlanamayacaktır.
Devlette stratejik bir bakışın oluşması, ufuk ötesini görebilen bir şuurun olgunlaşması şarttır, acildir, en temel zorunluluktur.
FETÖ’yle mücadele aslında Haçlı kafasıyla, ağır aksak yürüyen Haçlı kafilesiyle mücadeledir.
Ve asırlarca bu mücadele devam etmektedir. 
Bundan sonra da edecektir.
Aklımızı başımıza almazsak, şarlatanların, maskaraların oyuncağı olursak daha pek çok FETÖ ve türevleri gelecekte peydahlanacak, 15 Temmuz’da yapamadıklarını punduna getirdiklerinde hayata geçireceklerdir.
15 Temmuz bir milattır ve Türk milleti istiklaline kanıyla, canıyla, imanıyla sahip çıkmıştır.
O kanlı gecede yaşananların tekerrür etmemesi hem bizim hem de bizden sonraki nesillerin boynunun borcu, ecdada ve şehitlerimize vefanın gereğidir.
Türk milleti tankların önüne yattı, darbecilerin önüne geçti.
Kanunsuz uçurulan savaş uçaklarına, helikopterlere, ateş yağdıran silahlara meydan okudu.
TBMM’yi alçakça bombaladılar.
İşgal yıllarında bile görülmemiş barbarlığın tarafı oldular.
Emniyet ve istihbarat binalarına saldırdılar.
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne kurşun sıktılar.
Masumları can evinden vurdular.
251 kardeşimiz şehit düştü.
2 bin 194 kardeşimiz ise gazi oldu.
15 Temmuz’da Türk milletinden intikam almak için bir dolarlık ederleri olan FETÖ’cüleri üzerimize saldılar.
Pensilvanya’dan işgal girişimi kumanda edildi.
Allah’a şükürler olsun ki, Türk milleti yılanın başını deliğinden tam çıkmak üzere iken ezdi, kopardı.
Milli vicdan korkusuzca direndi, hayasız akını durdurdu.
FETÖ’nün kökünün kazınması için suçluların hesap vermesi kadar; fikir, kanaat ve eylem liderlerinin yakalanıp mahkemeye çıkarılması, bunların moral ve motivasyon atmosferinin kurutulması çok önemli, çok elzemdir.
FETÖ’yle mücadelede stratejik Türk devlet aklı bir konsept dahilinde tam ve eksiksiz uygulanmalı, uyarılmalıdır.
Mağdurların hakkı korunmakla birlikte, suç ve suçlulara hoşgörü kesinlikle gösterilmemelidir.
Önüne gelene FETÖ’cü denilerek, asıl FETÖ’cülerin unutturulması, kripto damarın muhtemel tuzak ve tahrikleri engellenmelidir.
ABD’yle ilişkilerin normalleşmesi arzulanan derecede sağlanacaksa, NATO gerçekten de Türkiye’nin terörle mücadelesine samimi destek veriyorsa, ABD ve Avrupa’da ne kadar hain FETÖ’cü varsa Türkiye’ye iadeleri yapılmalıdır.
Biz lafa değil, icraata bakarız.
Temennilere değil, atılan adımlara dikkat ederiz.
Türkiye 15 Temmuzla henüz tam bir hesaplaşma yapamamış, tedirginliği atamamış, riskleri aşamamıştır.
Darbe ve vesayet tehlikesi tam manasıyla geçmemiştir.
Hala siyasi ayak gizemini korumaktadır.
Dürüst ve yürekli bir mücadele sürse de, hala mevzi düzeyde sonuçlar alınmaktadır.
Türkiye hem FETÖ belasını hem de PKK tehdidini tamamen bitirerek gündeminden çıkarmalı, geleceğimiz emniyete alınmalıdır.
Bu konuda devlet ve hükümete desteğimiz tamdır.
Nitekim süreç uzadıkça ilk günkü kararlı duruş tavını kaybederek tavsayabilecek, hainler farklı kılık ve maskelere bürünebileceklerdir.
Endişemiz budur. Yakın tehlike de budur.
Yarın 15 Temmuz’un ikinci yıldönümünü anacağız.
15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü’nde o meşum gecenin bir kez daha muhasebesini yapacağız.
Yeni 15 Temmuzların olmaması için gerekli tedbirler neyse onu almak için kolları sıvayacağız.
Allah’tan niyazım bir daha böylesi işgal ve istila teşebbüslerinin yaşanmamasıdır.
Allah’tan niyazım kahraman ve gazi Türk milletinin birlik ve beraberliğinin asla bozulmamasıdır.
Biz sağlam durursak, biz bir olup diri olursak, nasıl ve neyle saldırırlarsa saldırsınlar kalemizi aşamazlar, bizi teslim alamazlar.
Bir ölürsek bin diriliriz.
Âlemde şer bitmezse, herkes duysun ki, Oğuz neslinde er tükenmez, tükenmeyecektir.
15 Temmuz’da destansı mücadeleleriyle milli gönüllerde taht kuran 251 şehidimize, terörle mücadelede tarih yazan kahramanlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum.
Gazilerimize uzun ve huzurlu ömürler temenni ediyorum.
Rabbim milletimizi korusun, ilelebet kollasın, himaye etsin duasını paylaşıyorum.

Sayın Basın Mensupları,
Değerli Dava Arkadaşlarım,

Basın toplantımızın sonunda sizleri saygılarımla selamlıyorum.
Hacı Bayram’dan duasını, İlk Meclis’ten ruhunu alan yeni hükümete üstün başarılar ve Allah’tan muvaffakiyetler diliyorum.
Ayrıca medyanın çölleşmiş ve çürümüş kiralık kalemini, Bosnalı Müslümanlara bühtan ve hakaretinden dolayı lanetliyorum.
Teşriflerinizden dolayı hepinize teşekkür ediyorum.
 Sağ olun, var olun diyorum.

devlet bahçeli MHP FTÖ 24 haziran cumhurbaşkanı 15temmuz siyasi ayak hacı bayramı veli camii HDP apolet tartışması cumhurbaşkanlığı hkümet sistemi cumhur ittifakı
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Supertotobet Giriş - Bahis Siteleri - Tipobet
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ahmet Mümtaz Taylan : “İnternet, Televizyonu yenebilir”
Ahmet Mümtaz Taylan : “İnternet, Televizyonu yenebilir”
Albay Cezayir Danışan onuruna veda yemeği
Albay Cezayir Danışan onuruna veda yemeği