Advert

İYİ Parti Genel Sekreteri Cihan Paçacı

İYİ Parti Genel Sekreteri Cihan Paçacı partinin başkanlık divanı toplantısının ardından...

İYİ Parti Genel Sekreteri Cihan Paçacı
İYİ Parti Genel Sekreteri Cihan Paçacı partinin başkanlık divanı toplantısının ardından gündemdeki konu başlıklarına ilişkin basın mensuplarına açıklamalarad bulundu..
 
Genel Sekreter Paçacı'nın açıklamaları şöyle:
 
 
İYİ PARTİ 1 YAŞINDA
 
İyi parti yarın, yani 25 Ekim 2018 de birinci yaşını kutlayacaktır.
Çok büyük baskılara rağmen bir avuç cesur insanın kurduğu İYİ PARTİ, ilk yılında maddi imkansızlıklarına, medya karartmasına ve devletin her türlü baskısına rağmen girdiği seçimlerden başarı ile çıkmıştır.
Bugün İYİ Parti milletimizin tek umudu, devletimizin ve Cumhuriyetimizin güvencesi haline gelmiştir. 
İnanıyorum ki Partimiz gelecekte ülkeyi yönetme sorumluluğunu üstlenecek ve ayrıştırılan, kutuplaştırılan milletimizi birleştirerek, Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesi doğrultusunda, demokratik parlamenter sistemle ülkemizin ve milletimizin tüm sorunlarına çare olacaktır.
Bu azim ve kararlılıkla çalışmalarını yürüten Partimiz, bilindiği üzere, “İYİLİK KERVANI YOLLARDA” projesi ile 81 ilde ve tüm ilçelerde vatandaşlarımızla buluşmakta, sivil toplum örgütleri ile görüşmekte, il ve ilçelerin problemlerini gündeme taşıyarak çözüm üretilmesine yardımcı olmaktadır.
Geçtiğimiz hafta Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki illerimiz ziyaret edilmiştir. Bu ziyaret esnasında yaptığımız tespitlerimizi sizlerle paylaşmak istiyorum. Yapıcı muhalefet anlayışımız gereği, öncelikle belirtmeliyim ki terörle mücadelede ciddi başarılar elde edilmiştir.
Birçok cana mal olan, bölgede büyük tahribata yol açan “Açılım Projesi” nin bölge halkı üzerinde yarattığı travma yavaş yavaş silinmektedir. 
Bu mücadelede emeği geçen herkesi, özellikle vatanı, milleti, bayrağı için canını ortaya koyan askerlerimizi, polislerimizi ve korucularımızı yürekten kutluyor, bu mücadelelerinde sonuna kadar arkalarında olduğumuzu bilmelerini istiyoruz.
Bu vesileyle, şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi de minnetle bir kez daha yad ediyoruz.
Bölgede acilen alınması gereken tedbirleri şu başlıklar altında toplayabiliriz:
 
• Terörle mücadele aynı güç ve kararlılıkla, tavizsiz sürdürülmelidir. 
• Güvenlik tedbirleri ile birlikte adalet, sağlık, eğitim, altyapı ve sosyal hizmetlerin iyileştirilmesine, tarım ve hayvancılığın geliştirilmesine, meraların düzenli kullanılmasına önem ve öncelik verilmelidir.
• İşsizlik, ülkemizin tamamında büyük bir sorundur.  Ama bu bölgelerimizde çok yüksek oranlara ulaşmıştır. Bu sorunu aşmak, ancak, istihdam yaratacak ekonomik yatırımlarla mümkündür. Güvenlik ve diğer sebeplerle özel sektörün, bölgeye yatırım yapmaya çok istekli davranmadığı bilinmektedir. O halde “Kamu, ekonomik yatırımlar yapmaz” ezberleri bozulmalı, bölgeye has yeni bir anlayış geliştirilmelidir. Bizim önerimiz, mülki amirlerin “Yerel Kalkınma Liderleri” olarak yeni bir vizyona kavuşturulmalarıdır. Bu amaçla Valilik ve Kaymakamlıklara, üreten ekonomiyi bölgede tesis etmek üzere kaynak tahsisi yapılmalıdır. 
• Sınır illerimizde, sınır güvenliğini de tehlikeye sokmayacak şekilde, sınır ticareti rejimi yeniden tanzim edilmelidir. 
Bölge sorunları ve çözüm önerilerimiz, araştırma önergeleri, yazılı sorular ve kanun teklifleri ile, milletvekillerimiz tarafından, meclise taşınacak, gelişmeler yakından takip edilecek, kamuoyu ile paylaşılacaktır. 
 
  
 
 
 
TÜRK MİLLETİNİN HİSLERİNE TERCÜMAN OLMUŞTUR
Bildiğiniz üzere, geçtiğimiz hafta içerisinde Danıştay 8. Dairesi “Öğrenci Andı” nı kaldıran yönetmelik hükmünü iptal etmiştir. 
Danıştay, bu iptal kararı ile, Türk Milletinin hislerine tercüman olmuştur. 
Andımızın okutulmaması, açılım sürecinin uygulamalarından biridir. Hatırlanacağı üzere o dönemde Kandille, İmralı’yla masaya oturulmuş, birçok görüşme yapılmış ve Andımızın okullarda okutulmasının kaldırılması da bu ihanet sürecinde gerçekleştirilmiştir.
Danıştay kararının açıklanmasından hemen sonra Türk’üm demekten ve denilmesinden rahatsız olan birtakım zavallılar, Andımızı “ırkçı”, “faşist” ve “kafatasçı” olarak değerlendirmiş ve Danıştay’ı da yetki aşımı ile suçlayıp “eski Türkiye özlemcileri” diye yaftalamaktan geri durmamışlardır. 
Bu kesimin, Türklüğün kapsayıcı bir kimlik olduğunu, Anayasanın 66.maddesi ile “Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin Türk olarak görüldüğünü” anlamakta ve içlerine sindirmekte zorlandıklarını hayret ve ibretle izlemekteyiz.
Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AK PARTİ grubunda, dün yaptığı konuşmasında Türkçü olmadığını söyleyerek “Sen Türkçülük yaparsan Kürt’te Kürtçülük yapar” cümlesi talihsiz ve yanlış olmuştur.
Sayın Cumhurbaşkanı, Türkçülüğün alfabesi olarak kabul edilen, Ziya Gökalp’in “Türkçülüğün Esasları” isimli kitabını okusaydı bu yanlış değerlendirmede sanırım bulunmazdı.
Türkçülük, bölücülük değil, aksine birleştiriciliktir, kapsayıcılıktır.
Türkçülük, Türk milletinin bilim, sanat, kültür, ekonomi ve diğer alanlarda Milli yapımıza uygun bir sistemle kalkındırılmasını, içte ve dışta her türlü saldırıya karşı korunmasını, hür ve bağımsız olarak yaşatılmasını hedef edinen bir idealdir.
Kendisini Türk milletinin bir ferdi olarak kabul edenler için “Türkçülük ve Türk Milliyetçiliği” kutsal bir ülküdür. 
Türkçülüğü, bölücülük olarak görmek en hafif deyimiyle bilgisizliktir.
Tarih bilmezliktir.
Türkçülüğü, bölücülük olarak ifade etmek, Türk milletine hakaretle eşdeğerdir.
Son olarak şunu ifade etmeliyim ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti Türkçülük temelinde, Türk Milliyetçiliği üzerine inşa edilmiş bir devlettir.
 
 
 
 
 
NEDEN İSTANBUL?
 
Her toplumun, çocuklarına, daha küçük yaşlarda vatan, millet, bayrak sevgisini vermek, milli değerlerini sevdirmek gibi bir vazifesi ve bunun için ortaya koyduğu ritüelleri vardır. Örneğin, ABD’nde 1892 yılından beri okullarında, her sabah “Amerikan Bağlılık Ahidi” denen yemin okutulmaktadır. İçinde 54 ülkeyi barındıran “İngiliz Milletler Topluluğu” na dahil ülkelerin birçoğunda, öğrencilere her sabah “Kraliçe’ye Bağlılık Yemini” yaptırılmaktadır.
İYİ Parti olarak, Millî Eğitim Bakanlığı’nın, yargı kararını vakit geçirmeksizin uygulamaya koymasını ve Andımızın okullarda tekrar okutulmasını bekliyoruz. Hukuk da bunu emretmektedir. TÜRK MİLLETİNİN 
Ülke ve dünya gündemini meşgul etmeye devam eden bir konu başlığı da Kaşıkçı cinayeti sonrası yaşanan gelişmelerdir.
Sayın Cumhurbaşkanı dün kendi grubunda, bu gelişmeleri anlatmış ve Türk Kamuoyu da, bu cinayet ile ilgili, ilk kez ABD basını dışında, yerel bir kaynaktan bilgi edinme imkanı elde etmiştir.
Detaylara girmek istemiyorum. Çünkü konu Türk yargısındadır. Fakat şu tespitleri sizlerle paylaşmayı da sorumluluğumuzun bir gereği olarak görmekteyim.
Kaşıkçı cinayetinde, hükümetimizin atması gereken adımları ve attığı adımları mukayese ettiğimizde ciddi bir “atalet” ve “ihmal” olduğunu görmekteyiz. 
Elbette her ülke ile olduğu gibi Suudi Arabistan ile de iyi ilişkilerin devamı gerekliliği vardır. Ancak Sayın Cumhurbaşkanı ile Suud ailesinin dostane ilişkilerinin olması, ya da kendi ifadeleri ile “zengin ve güçlü bir krallıkla” iyi geçinme arzuları, bu ihmali haklı kılan gerekçeler olamaz. Çünkü ülkemiz bir Kabile devleti değildir, hele hele bir şahsın özel mülkü hiç değildir. 
Milletler arası boyutları olan bu tür olaylarda “arkadaşım”, “dostum” gibi kabullerin bir karşılığı yoktur, olamaz da… 
Bizce üzerinde durulması gereken çok önemli hususlar vardır. 
Bu cinayet için İstanbul neden seçilmiştir? 
Konsolosluk diplomatik dokunulmazlıklardan areste ve sadece yaptığı işlemlerle sınırlı iken, olayı aydınlığa kavuşturacak şahıs olan konsolosun ülkeden çıkmasına neden müsaade edilmiştir?
Konsolosluk hizmet binası ve konutların aranması,  Suudi yetkililerin “aranabilir” demesine rağmen, neden geciktirilmiştir? 
Bu soruların cevapları mutlaka ortaya çıkarılmalıdır. Ve tüm adımlar yargının kontrolünde atılmalıdır.
Sayın Cumhurbaşkanının “Suudi Arabistan Kralı’nın, bana yaptığı açıklamalarını şahsen, samimi buluyorum.” şeklindeki ifadesi, maalesef yargı üzerinde etki yaratabilecek yanlış ve yakışıksız sözler olmuştur.
Dış politikada yapılan yanlışlıklar maalesef ülkemizin uluslararası camiada itibar kaybetmesine sebep olmaktadır. 
 
 
 
 
EMEKLİLER YAŞA DEĞİL SARAYA TAKILDI
Ülkemizin gerçek gündemi ekonomidir ve insanlarımızın kılcal damarlarına kadar hissettiği ve yaşadığı ekonomik krizdir. 
Hükümetin ve havuz medyasının tüm çabalarına rağmen, Andımız ve Suudi Arabistan Konsolosluğunda işlenen cinayet, insanımızın gerçek gündemini değiştirmeye ve yaşadığı sıkıntıları unutturmaya yetmemektedir. 
Kriz her geçen gün iş dünyasında ve hane halklarında yıkıcı etkisini artırmaktadır. 
İşletmeler her gün işçi çıkartmakta, binlerce esnaf kepenk kapatmakta, iflas ve konkordatolar artarak devam etmektedir. 
Fiyat artışları, emeklilerimizi ve dar gelirli vatandaşlarımızı açlık sınırına getirmiştir.
Mutfakta yangın vardır… İnsanlarımızın karşı karşıya olduğu gerçek enflasyon oranı % 50’nin üzerindedir. Bu kesimi rahatlatacak bir uygulama olarak, emekliye, sabit gelirliye ve asgari ücretliye “Kriz Zammı” adı altında, ücretlerinde iyileştirme yapılması teklifimiz, maalesef hükümet tarafından dikkate alınmamıştır.
“Milletin adamı” olduğu iddiası ile ortaya çıkanlar emeklilikte yaşa takılanlar sorununda da sağır ve dilsiz durumdadır. Altı buçuk milyon insanın taleplerine kulaklarını tıkayanlar, bir taraftan kaynak sorununu bahane etmekte, diğer taraftan iktidarlarını sürdürmek için fütursuzca seçim yatırımlarına milyarlar ayırmaktadırlar. 
“Böyle bir yükü milletimizin sırtına yüklemeye hakkınız var mı?” diye soran iktidar, milyonlarca Suriyelinin ekonomimize getirdiği yükü görmemezlikten gelmektedir. Bu konuda önerdiğimiz orta yolu değerlendirme zahmetine bile katlanmamışlardır. Bunu yapıcı bir tavır olarak değerlendirmiyoruz.
Anlaşılıyor ki emekliler yaşa değil saraya takılmışlardır. Sarayın öncelikleri, milletin önceliklerinden önde görülmektedir.
Hükümetin ekonomi politikalarında yanlışlıklar mevcuttur, daha da kötüsü, bu yanlışlıkların düzeltilmesi için yapılan önerilere kulaklarını tıkamış olmaları... Böyle giderse, maalesef, hükümet yakın zamanda IMF ile masaya oturmak zorunda kalacaktır. 
 
 
 
 
 
2023 EĞİTİM VİZYONU
Dün itibariyle Hükümet “2023 Eğitim Vizyonu” adı altında, önümüzdeki süreçte eğitimde yapmayı düşündüğü yenilikleri açıklamıştır. 
AK PARTİ hükümetleri bugüne kadar, maalesef, eğitim sistemimizi yap-boz tahtasına çevirmişler, her gelen bakan, gideni aratacak şekilde, eğitimde tahribata yol açmıştır. 
Ülkemiz için hayırlı olacak her adıma destek olacağımızı daha önce de beyan etmiştik. Bu çerçevede, açıklanan “2023 Eğitim Vizyonu” nu, iyiniyetle, fakat geçmişten kaynaklanan kaygılarımızı da masanın üstünde tutarak eğitim birimlerimiz incelemeye almıştır. 
Hemen reddetmek yerine, inceleme sonunda ortaya koyacağımız eleştiri ve önerilerimizi ihtiva eden görüşümüzü yakın bir zamanda sizler aracılığı ile kamuoyumuzla paylaşacağız.
 
 
 
ÖNÜMÜZDEKİ MİLLİ BAYRAMLARI KÖPRÜ YOL ŞANTİYE AÇILIŞLARIYLA MI KUTLAYACAKSINIZ?
Milletimiz, dünyayı kendisine hayran bırakan bir İstiklal Savaşı sonrası işgal kuvvetlerini yurdundan kovmuş ve Cumhuriyeti ilan etmiştir. Her ülkenin değişik adlar altında özel günleri vardır. Ülkemiz için de bu özel günlerden birisi, hatta en önemlisi 29 Ekim’dir.
Her hükümet, bugünü, milletine duyduğu saygı ve vefa borcu gereği özel merasimlerle kutlamış ve milletinin onurlu geçmişini yad etmeye tahsis etmiştir. Tüm işlerini bırakarak milletiyle kucaklaşmıştır.
AK Parti hükümet olduğu tarihten bugüne kadar, Milli Bayramlarımız coşkuyla ve gerektiği gibi kutlanmamaktadır. Bu özel günlerde AK Parti hükümet yetkilileri her nedense ya hasta olurlar, ya yurt dışında programları belirir ya da bir temel atma veya açılış için Başkent dışında olurlar. Bu hep böyle olmuştur. Bu 29 Ekim de de, havaalanı açılışı bahane edilerek, kutlamalar Başkent dışına, İstanbul’a çıkarılmıştır. Bu zihniyet için, Başkentimiz Ankara ve Anıtkabir, zihinlerinde uzak, ücra yerlerdir.
Sizler aracılığı ile Sayın Cumhurbaşkanı ve partisine soruyoruz:
• Havaalanı açılışı için Türkiye Cumhuriyeti’nin en özel günü olan 29 Ekim dışında bir tarih bulamadınız mı?
• Merasim ve kutlamaları Başkent dışına çıkararak hele hele havaalanı şantiyesine sıkıştırarak, bir Milli Bayramın daha altını boşaltmış olmuyor musunuz?
• Önümüzdeki Milli Bayramları da köprü, yol, şantiye açılışlarıyla mı kutlayacaksınız?
 
 
Milletimize yapılan bu saygısızlığı, Milli Bayramlarımızı itibarsızlaştırma çabalarınızı kınıyoruz ve siz basınımız aracılığı ile İstanbul’daki şantiye kutlamasına gitmeyeceğimizi ve o gün milletvekillerimizle birlikte Ankara’daki birinci mecliste olacağımızı duyuruyoruz.
Tüm vatandaşlarımızı da 29 Ekim kutlamalarına katılmaya ve bu itibarsızlaştırma oyununu bozmaya çağırıyoruz.
 
cihan paçacı İYİ Parti
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Supertotobet Giriş - Bahis Siteleri - Tipobet
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
200'ün üzerinde üniversite ve işletme fakültesinde okutuldu
200'ün üzerinde üniversite ve işletme fakültesinde okutuldu
Kolay değil ama zor da değil
Kolay değil ama zor da değil