Advert

İYİ Partili Okutan

Afrin'de elimizi çabuk tutmalıyız

İYİ Partili Okutan
İYİ Parti Isparta Milletvekili Nuri Okutan, milletçe ordunun Afrin’i terör örgütlerinden temizlemeyi amaçlayan Zeytin Dalı operasyonunu yürekte desteklediklerini belirterek; “Türkiye elini çabuk tutmalıdır” dedi.
Nuri Okutan TBMM’de düzenlediği basın toplantısında “Bugün bir uyarıda bulunmak istiyoruz. Afrin’de ve diğer yerlerde operasyonlar için istediğimiz uzunlukta bir zamana sahip değiliz. Her an her şeyin değiştiği bir ortamda sürecin uzaması istenen sonuçlara ulaşmamızı engelleyecek sayısız riski de beraberinde getiriyor. Türkiye elini çabuk tutmalıdır. Tekrar ediyoruz. Elimizin böğrümüzde kalmasını istemiyorsak vaktimiz dar. Mümkün olduğu kadar elimizi hızlı tutmalıyız” şeklinde konuştu.
 
 
UYARILARI DİKKATE ALMAYAN İKTİDAR BIÇAK KEMİĞE DAYANANA KADAR BEKLEDİ
Basın toplantısına 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutlayarak başlayan İYİ Parti Isparta Milletvekili Nuri Okutan, şöyle devam etti: “Milletçe ordumuzun Afrin’i terör örgütünden temizlemeyi amaçlayan Zeytin Dalı operasyonunu yürekten destekliyoruz. Operasyonun en az kayıpla ve en kısa sürede başarıya ulaşmasını arzu ediyoruz. Bununla birlikte bazı mülahazalarımızı milletimizle paylaşmak istiyoruz. Bize göre Türkiye’nin Suriye’deki hamleleri geç kalmış hamlelerdir. Esasen Türkiye bu bölgede taşların yerinden oynamasına asla müsaade etmemeliydi. Taşlar yerinden oynadığında ise sınır boyunca kendi güvenlik bölgesini kurmalıydı. En azından sınır boyunca 50 kilometre bir derinlikte kendisine karşı yapılan hamlelere anında karşılık vermeliydi. Bunun için Suriye topraklarına bile girmeye ihtiyaç yoktu. Ordumuzun sahip olduğu teknik kabiliyetler bu imkânı devleti yönetenlere sunmaktaydı. Ne yazık ki Türkiye’yi yönetenler Suriye’de merkezi otoritenin zayıflamasının Türkiye’nin güvenliği açısından doğuracağı olumsuz sonuçları öngörememişlerdir. Olumsuz sonuçlar doğmaya başladığında da tehlikeler küçükken önleme yoluna gitmemişlerdir. Kendi elleriyle ülkemizin güvenliğini tehlikeye atmışlardır. Devlet kurumlarının vaktinde yaptığı uyarıları ciddiye almayan devletimizin yöneticileri bıçak kemiğe dayanıncaya kadar gerçeklerle yüzleşmekten adeta kaçınmışlardır.”
 
 
DEVLETİN BEKASINI TEHLİKEYE ATANLARIN HAMASETİNE İHTİYACIMIZ YOK
Yanlışlar ve ihmaller zincirinin sınırımızdaki bugünkü tehlikeyi doğurduğunu, gelinen noktada Türkiye’nin Suriye sınırındaki süreci devlet aklı değil, kendini saldırı altında gören devletin reflekslerinin yönettiğini ifade eden İYİ Parti Isparta Milletvekili Nuri Okutan “İçine düştüğümüz tehlikenin küçük bir kısmından bile kurtulmak için ağır bedeller ödüyoruz. Bunun taşıdığı ağır manayı devletimizi yönetenlerin anlaması milletimizin de bilmesi gerekiyor. Türk milletinin ve Türk devletinin kaderi rüzgârın önünde bir yaprak gibi savrulmak değildir. Aksine devlet aklıyla devleti ve milleti her türlü tehlikelerden korumak bizim için bir devlet felsefesidir. Devletin bekasını tehlikeye düşürenlerin hamasetine ihtiyacımız yok. Biz kuru hamaset değil devlet aklı, devlet felsefesi ve devlet şuuru istiyoruz” şeklinde konuştu.
 
 
TÜRKİYE SINIRLARINDA İSTİKRARSIZ ALANLAR OLUŞMASINI ENGELLEMELİ
Türkiye günlük çözümler peşinde koşmak yerine Irak ve Suriye’de merkezi otoritenin tesisini ve güçlenmesini sağlayarak bu iki ülkeyle sınır bölgelerinde istikrarsız boş alanlar oluşmasını engellemesi gerektiğini kaydeden Nuri Okutan, şunları söyledi: “Bu politikaya yönelmediği sürece bu iktidarın Suriye’de yaptığı her şey boşa çıkacaktır. Öte yandan şahsi zaaf ve hataları yüzünden ABD’nin her türlü şantajına açık hale gelmiş politikacıların varlığının ülkemizin ulusal güvenliği açısından oluşturduğu riski devlet kurumlarımız ve milletimiz görmelidir. Türkiye bu nedenle bekasını riske atan bir ülke olmamalıdır. Zarrab davasının aleyhte sonuçlanmasının ardından ABD’de yaptırımlar ve yeni davalar açısından içine girilen süreç ülkemiz açısından kaldırılamayacak ağır riskler içermektedir. Türkiye Suriye tarafında kendisi aleyhine ABD eliyle geliştirilen bir süreci ABD’nin ağır şantajı altındaki yöneticiler baştayken kendi lehine sürdüremez. Dışarıya verdikleri görüntü ne olursa olsun ABD’nin ağır şantajı altındaki yöneticilerin Suriye’de ABD’ye kafa tutması hayatın akışına terstir. Kim ne derse desin tarih bunu böyle yazacaktır.Türk milleti ilk seçimlerde yöneticilerini değiştirerek devletin ve milletin geleceğini hiçbir defosu olmayan, şantaj tehdidi altında bulunmayan yöneticilere teslim etmelidir. ABD’nin Suriye’de PKK eliyle yapmak istediği şey sınırımızda yeni bir Siyonist Haçlı Kontluğu kurmaya çalışmaktan başka bir şey değildir. ABD Suriye ve Ortadoğu politikasını Siyonist Evanjelik bir gruba rehin vermiş durumdadır. Bu grubun amacı bir yandan bu bölgeyi Hristiyanlaşmaya açmak, diğer yandan da dünyayı bir kıyamet savaşına zorlamaktır. Bölge insanımız uyanık olmalıdır.”
 
 
FIRAT’IN BATISI KADAR DOĞUSU DA ÖNEMLİ
Nuri Okutan, Türkiye’ye cennet vaat edilerek cehennemin dibine sürüklenmek istendiğine dikkati çekerek şöyle konuştu: Bu topraklardan Haçlıların kökünü kazıyan Selahaddin Eyyubi’nin ismini bayrak yapan bir toplumun bu oyuna alet olmamasını beklemek hakkımızdır. Fırat’ın Batı’sı neyse Doğu’su da odur. Fırat’ın batısından küçük bir parça kurtarmak için Fırat’ın doğusunda istediğinizi yapın demek, bu devletin başına en az 100 yıllık bir gaile açmak demektir. Biz Akparti hükümetini böyle bir yanlışlığın içinde görmek istemiyoruz. ABD’ye bu minvalde bir söz verilmesini Türk milleti asla kabul etmeyecektir. Türkiye sadece Fırat’ın batısında değil doğusunda da bir Siyonist Haçlı Kontluğu kurulmasına asla müsaade etmemelidir. Otoriter yönetimlerin bir özelliği de günlük hayatta yaptıkları şeylere tam zıddı olan isimleri koymalarıdır. “Kara”ya “ak” demek gibi… Bugünkü iktidarda ülkemizde böyle bir anlayışla hareket ediyor. Bu iktidarın başvurduğu her “yerli” ve “milli” söyleminde zıt bir anlam ve icraat bulunduğunu gördükçe otoriter yönetimlerin bu özelliğini hatırlıyoruz. İktidar sözcülerinin genel olarak söyledikleri şeylerin zıt anlama geldiğini söylerseniz hiç de yanılmış olmazsınız. Bu nedenle milletimizin iktidar adına konuşan herkesi dinlerken söylenen sözlere hakiki anlamını vererek dinlemelerini tavsiye ediyoruz.  Bilhassa milletimiz her “milli” lafını duydukça o işte “gayrı milli” bir yön olduğunu “yerli” dendikçe de “yabancı elleri” hatırlamalıdır. İktidar sözcülerinin şeker fabrikalarının satılmasını “milli” ve “yerli” bir anlayış ve icraat olarak takdim etmesi mümkün değildir. Bu icraat hem gayrı milli bir icraattır hem de yabancılara hizmet eden bir icraattır.”
 
KÖYLÜ ÖLMÜŞ, PANCAR ÜRETCİSİ BİTMİŞ İKTİDARIN ZERRE KADAR UMURUNDA DEĞİL
İYİ Parti Isparta Milletvekili Nuri Okutan iktidarın bir çoğu şehir merkezlerinde kalmış ve arsaları değerlenmiş olan şeker fabrikalarını birilerine rant aktarmak amacıyla satışa çıkarılmasını sert bir dille eleştirerek, “Köylü ölmüş, pancar tüketicisi bitmiş, ülke yabancı firmaların hastalıklı mısır şurubuna mahkûm edilmiş iktidarın zerre kadar umurunda değildir” dedi.
 
GÖÇMEN SORUNUNA ÇÖZÜM BULUNMAZSA YENİ PKK’LAR VE DEAŞ’LAR OLACAK
Türkiye’nin buiktidar döneminde izlenen “açık kapı” politikalarıyla milyonlarca yabancının göçüne mazur kaldığını hatırlatan Nuri Okutan, “Kontrolsüz göçün ülkemiz açısından getirdiği risklerin başında güvenlik riski gelmektedir. ABD’nin ülkesine her gireni bin bir araştırma ve soruşturmadan geçirmesine rağmen güvenlik riski gerekçesiyle birçok ülkenin vatandaşına vize yasağı getirdiği bir dönemde yaşıyoruz. Böyle bir dönemde Türkiye’nin milyonlarca insanı sorgusuz sualsiz ülkesine kabul etmesi ve hatta bugün bile sayısı belirsiz hiçbir kaydı olmayan göçmenlerin bulunmasını hangi devlet mantığıyla açıklayabiliriz” şeklinde konuştu.
Nuri Okutan, göçmenlere Türkçe öğretilmesi için yeterli çabanın gösterilmemesini,  hiçbir entegrasyon çalışmasının yapılmamasını ve yüzbinlerce göçmen gencin eğitim dışında kalmasını sert bir dille eleştirerek; konuşmasını şöyle tamamladı: “Kalıcı göçmenler için bir iskan politikasının bulunmamasını bu millete kim izah edebilir. Her gün bir ilde Suriyeli göçmenlerle vatandaşlarımız arasında vukuat çıkması, terör örgütlerinin göçmen kitle üzerinden yüksek hareket kabiliyeti kazanması bile devleti yönetenleri uyandırmaya yetmiyor. Türkiye yaptığı onca özveriye ve yaptığı yardımlara rağmen bugün göçmenlerle ilgili olarak Avrupa’da özverisiyle ve yardımlarıyla değil, göçmen çocuk işçiliği ile gündeme geliyor. Avrupa’nın gözünde göçmen çocukların emeğini sömüren bir ülkeyiz ve bu yüzden tekstil ve deri gibi önemli ihraç kalemlerimiz boykot tehdidi altında. Bizden söylemesi beyler uyanın artık. Devlet yönetme sorumluluğunuzu ve yapmanız gereken görevlerinizi hatırlayın. Avrupa para verecek göçmenlerin eğitim, istihdam ve entegrasyonunu sağlayacağız diye bir politika olmaz. Eğer görevinizi yapmazsanız yeni PKK’lar, yeni DAEŞ’lar olacak. Her şeyden önce görevi sadece göçmenlerle ilgilenmek olan yeni bir bakanlığa ihtiyaç var. Bu işler AFAD ile Göç İdaresi Başkanlığı ile olmuyor. Anlayın artık. Katılımınız için tekrar teşekkür ediyor, hepinizi saygılarımla selamlıyorum.”
 
İKTİDAR, ‘CUMHUR İTTİFAKI’ ÜZERİNDEN, KENDİ DIŞINDAKİLERİ ÖTEKİLEŞTİRİYOR
Basın toplantısının ardından gazetecilerin sorularını cevaplandıran İYİ Parti Isparta Milletvekili Nuri Okutan, parlamentonun gündemindeki ittifak yasasına ilişkin bir soruya “Bu yasa olmadan da ittifaklar mümkündü. İktidar çıkardığı bu yasayla kendi dışındaki partileri ötekileştiriyor, bölüyor. Hani birlik ve beraberlik içinde olacaktık. Hani beka sorunu yaşıyorduk. Bakın Afrin operasyonu konusunda olsun diğer temel konularda milletimiz dimdik ayakta duruyor. Öyleyse demokrasiyi ve kuralları tam oturtmak lazım. İttifak yapacaksanız yapın, kimsenin bir şey diyeceği yok. Ama ittifak yapacaksınız ve kendinizi ‘cumhur ittifakı’ diye adlandıracaksınız. Kendinizi ‘yerli’ ve ‘milli’, karşınızdakileri de ‘gayri milli’ demek devlet aklına, devlet yönetenlere ve bu konuda siyaset yapanlara yakışmıyor. Bu bakımdan herkesin aklını başına alması gerekir. Demokratik kurallara uyalım, sandık güvenliğini sağlayalım. Seçmen hür iradesiyle gelsin oyunu kullansın, Çıkacak sonuca da hepimiz katlanacağız, milletimiz ne diyorsa ona uyacağız” şeklinde cevap verdi. 
 
 
İYİ PARTİ KURULDU SİYASETİN DENGELERİ DEĞİŞTİ
Nuri Okutan ittifaka neden ihtiyaç duyulduğunu da şu sözlerle açıkladı.“Madem böyle bir yasaya ihtiyaç vardı, 9 tane seçim yapıldı o zaman neden çıkarılmadı. Şimdi bir şey olmuştur. İYİ Parti kurulmasıyla birlikte küçük ortak barajı aşamıyor. Büyük ortak da seçimi garantileyemiyor ve bir ittifak yapma arayışına giriyor. Yapsınlar. Ama ittifak yapıyoruz, ittifak yasası çıkarıyoruz diyerek anti demokratik, seçime aykırı, seçim mantığına aykırı, temsilde adalet ilkesine aykırı yasaları çıkarıyorsunuz. Sonra da biz demokratız diyorsunuz, bu mümkün değil. Ama ne yaparlarsa yapsınlar korkunun ecele faydası yok. Ne kadar korkarlarsa korksunlar. Ne kadar zorba ve bir seçimlik kendi koltuklarını, kendi siyasi çıkarlarını gözetmeye yönelik yasa çıkarırlarsa çıkarsınlar, bu millet kararını vermiştir. Ben biraz önce şeker fabrikalarıyla ilgili bir toplantıdan geliyorum. Bir çiftçimiz çıktı ‘bu konuşmalara ihtiyaç yok, artık eylem vakti” dedi. Yani bu milletin boğazına kadar geldi, taştı taşıyor. Bu bakımdan daha da germeyelim”
 
 
İYİ Parti Isparta Milletvekili Nuri Okutan’ın Basın Toplantısı Metninin tamamı şöyle:
Değerli Basın Mensupları,
Basın toplantımıza hoş geldiniz diyor hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Hepinizin malumları olduğu üzere bugün Dünya Kadınlar Günü.
Bazen anne, bazen eş, bazen evlat ve bazen kardeş olan;
Doğuran, büyüten, eğiten ve üreten;
İnsanlığı ve dünyayı şekillendiren;
Hoşgörü, merhamet ve nezaket denilince ilk akla gelen kadındır. 
Kadın insanlığın temelidir.
Büyük ozan Neşet Ertaş’ın dediği gibi: “kadınlar insandır, biz insanoğlu.”
Bu vesileyle bütün kadınlarımızın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun.
Milletçe ordumuzun Afrin’i terör örgütünden temizlemeyi amaçlayan Zeytin Dalı operasyonunu yürekten destekliyoruz. Operasyonun en az kayıpla ve en kısa sürede başarıya ulaşmasını arzu ediyoruz. Bununla birlikte bazı mülahazalarımızı milletimizle paylaşmak istiyoruz. Bize göre Türkiye’nin Suriye’deki hamleleri geç kalmış hamlelerdir. Esasen Türkiye bu bölgede taşların yerinden oynamasına asla müsaade etmemeliydi. Taşlar yerinden oynadığında ise sınır boyunca kendi güvenlik bölgesini kurmalıydı. En azından sınır boyunca 50 kilometre bir derinlikte kendisine karşı yapılan hamlelere anında karşılık vermeliydi. Bunun için Suriye topraklarına bile girmeye ihtiyaç yoktu. 
Ordumuzun sahip olduğu teknik kabiliyetler bu imkânı devleti yönetenlere sunmaktaydı. Ne yazık ki Türkiye’yi yönetenler Suriye’de merkezi otoritenin zayıflamasının Türkiye’nin güvenliği açısından doğuracağı olumsuz sonuçları öngörememişlerdir. Olumsuz sonuçlar doğmaya başladığında da tehlikeler küçükken önleme yoluna gitmemişlerdir. Kendi elleriyle ülkemizin güvenliğini tehlikeye atmışlardır. 
Devlet kurumlarının vaktinde yaptığı uyarıları ciddiye almayan devletimizin yöneticileri bıçak kemiğe dayanıncaya kadar gerçeklerle yüzleşmekten adeta kaçınmışlardır. 
Yanlışlar ve ihmaller zinciri sınırımızdaki bugünkü tehlikeyi doğurmuştur.
Gelinen noktada Türkiye’nin Suriye sınırındaki süreci devlet aklı değil, kendini saldırı altında gören devletin refleksleri yönetiyor. 
İçine düştüğümüz tehlikenin küçük bir kısmından bile kurtulmak için ağır bedeller ödüyoruz. Bunun taşıdığı ağır manayı devletimizi yönetenlerin anlaması milletimizin de bilmesi gerekiyor.
Türk milletinin ve Türk devletinin kaderi rüzgârın önünde bir yaprak gibi savrulmak değildir. Aksine devlet aklıyla devleti ve milleti her türlü tehlikelerden korumak bizim için bir devlet felsefesidir. 
Devletin bekasını tehlikeye düşürenlerin hamasetine ihtiyacımız yok. Biz kuru hamaset değil devlet aklı, devlet felsefesi ve devlet şuuru istiyoruz.
Bugün de bir uyarıda bulunmak istiyoruz. 
Afrin’de ve diğer yerlerde operasyonlar için istediğimiz uzunlukta bir zamana sahip değiliz. Her an her şeyin değiştiği bir ortamda sürecin uzaması istenen sonuçlara ulaşmamızı engelleyecek sayısız riski de beraberinde getiriyor. Türkiye elini çabuk tutmalıdır. 
Tekrar ediyoruz. Elimizin böğrümüzde kalmasını istemiyorsak vaktimiz dar. Mümkün olduğu kadar elimizi hızlı tutmalıyız.
Değerli Basın Mensupları,
Türkiye günlük çözümler peşinde koşmak yerine Irak ve Suriye’de merkezi otoritenin tesisini ve güçlenmesini sağlayarak bu iki ülkeyle sınır bölgelerinde istikrarsız boş alanlar oluşmasını engellemelidir. 
Bu politikaya yönelmediği sürece bu iktidarın Suriye’de yaptığı her şey boşa çıkacaktır.
Öte yandan şahsi zaaf ve hataları yüzünden ABD’nin her türlü şantajına açık hale gelmiş politikacıların varlığının ülkemizin ulusal güvenliği açısından oluşturduğu riski devlet kurumlarımız ve milletimiz görmelidir. Türkiye bu nedenle bekasını riske atan bir ülke olmamalıdır.
Zarrab davasının aleyhte sonuçlanmasının ardından ABD’de yaptırımlar ve yeni davalar açısından içine girilen süreç ülkemiz açısından kaldırılamayacak ağır riskler içermektedir. 
Türkiye Suriye tarafında kendisi aleyhine ABD eliyle geliştirilen bir süreci ABD’nin ağır şantajı altındaki yöneticiler baştayken kendi lehine sürdüremez. 
Dışarıya verdikleri görüntü ne olursa olsun ABD’nin ağır şantajı altındaki yöneticilerin Suriye’de ABD’ye kafa tutması hayatın akışına terstir. Kim ne derse desin tarih bunu böyle yazacaktır.
Türk milleti ilk seçimlerde yöneticilerini değiştirerek devletin ve milletin geleceğini hiçbir defosu olmayan, şantaj tehdidi altında bulunmayan yöneticilere teslim etmelidir. 
ABD’nin Suriye’de PKK eliyle yapmak istediği şey sınırımızda yeni bir Siyonist Haçlı Kontluğu kurmaya çalışmaktan başka bir şey değildir. 
ABD Suriye ve Ortadoğu politikasını Siyonist Evanjelik bir gruba rehin vermiş durumdadır. Bu grubun amacı bir yandan bu bölgeyi Hristiyanlaşmaya açmak, diğer yandan da dünyayı bir kıyamet savaşına zorlamaktır. Bölge insanımız uyanık olmalıdır. 
Kendisine cennet vaat edilerek cehennemin dibine sürüklenmek isteniyor. 
Bu topraklardan Haçlıların kökünü kazıyan Selahaddin Eyyubi’nin ismini bayrak yapan bir toplumun bu oyuna alet olmamasını beklemek hakkımızdır.
Fırat’ın Batı’sı neyse Doğu’su da odur. Fırat’ın batısından küçük bir parça kurtarmak için Fırat’ın doğusunda istediğinizi yapın demek, bu devletin başına en az 100 yıllık bir gaile açmak demektir. 
Biz Akparti hükümetini böyle bir yanlışlığın içinde görmek istemiyoruz. ABD’ye bu minvalde bir söz verilmesini Türk milleti asla kabul etmeyecektir.
Türkiye sadece Fırat’ın batısında değil doğusunda da bir Siyonist Haçlı Kontluğu kurulmasına asla müsaade etmemelidir.
Otoriter yönetimlerin bir özelliği de günlük hayatta yaptıkları şeylere tam zıddı olan isimleri koymalarıdır. “Kara”ya “ak” demek gibi… Bugünkü iktidarda ülkemizde böyle bir anlayışla hareket ediyor.
Bu iktidarın başvurduğu her “yerli” ve “milli” söyleminde zıt bir anlam ve icraat bulunduğunu gördükçe otoriter yönetimlerin bu özelliğini hatırlıyoruz.
İktidar sözcülerinin genel olarak söyledikleri şeylerin zıt anlama geldiğini söylerseniz hiç de yanılmış olmazsınız.
Bu nedenle milletimizin iktidar adına konuşan herkesi dinlerken söylenen sözlere hakiki anlamını vererek dinlemelerini tavsiye ediyoruz.  
Bilhassa milletimiz her “milli” lafını duydukça o işte “gayrı milli” bir yön olduğunu “yerli” dendikçe de “yabancı elleri” hatırlamalıdır. 
İktidar sözcülerinin şeker fabrikalarının satılmasını “milli” ve “yerli” bir anlayış ve icraat olarak takdim etmesi mümkün değildir. Bu icraat hem gayrı milli bir icraattır hem de yabancılara hizmet eden bir icraattır. 
Ancak bundan daha önemli olan iktidarın bir çoğu şehir merkezlerinde kalmış ve arsaları değerlenmiş olan şeker fabrikalarını birilerine rant aktarmak amacıyla satışa çıkarmasıdır.
Köylü ölmüş, pancar tüketicisi bitmiş, ülke yabancı firmaların hastalıklı mısır şurubuna mahkûm edilmiş iktidarın zerre kadar umurunda değildir.
Türkiye Akparti döneminde izlenen “açık kapı” politikalarıyla milyonlarca yabancının göçüne mazur kalmıştır. 
Kontrolsüz göçün ülkemiz açısından getirdiği risklerin başında güvenlik riski gelmektedir. ABD’nin ülkesine her gireni bin bir araştırma ve soruşturmadan geçirmesine rağmen güvenlik riski gerekçesiyle bir çok ülkenin vatandaşına vize yasağı getirdiği bir dönemde yaşıyoruz. 
Böyle bir dönemde Türkiye’nin milyonlarca insanı sorgusuz sualsiz ülkesine kabul etmesi ve hatta bugün bile sayısı belirsiz hiçbir kaydı olmayan göçmenlerin bulunmasını hangi devlet mantığıyla açıklayabiliriz.
Göçmenlere Türkçe öğretilmesi için yeterli çabanın gösterilmemesini, hiçbir entegrasyon çalışmasının yapılmamasını, yüzbinlerce göçmen gencin eğitim dışında kalmasını,  kalıcı göçmenler için bir iskan politikasının bulunmamasını bu millete kim izah edebilir.
Her gün bir ilde Suriyeli göçmenlerle vatandaşlarımız arasında vukuat çıkması, terör örgütlerinin göçmen kitle üzerinden yüksek hareket kabiliyeti kazanması bile devleti yönetenleri uyandırmaya yetmiyor.
Türkiye yaptığı onca özveriye ve yaptığı yardımlara rağmen bugün göçmenlerle ilgili olarak Avrupa’da özverisiyle ve yardımlarıyla değil, göçmen çocuk işçiliği ile gündeme geliyor. 
Avrupa’nın gözünde göçmen çocukların emeğini sömüren bir ülkeyiz ve bu yüzden tekstil ve deri gibi önemli ihraç kalemlerimiz boykot tehdidi altında.
Bizden söylemesi beyler uyanın artık. Devlet yönetme sorumluluğunuzu ve yapmanız gereken görevlerinizi hatırlayın. Avrupa para verecek göçmenlerin eğitim, istihdam ve entegrasyonunu sağlayacağız diye bir politika olmaz. 
Eğer görevinizi yapmazsanız yeni PKK’lar, yeni DAEŞ’lar olacak. Her şeyden önce görevi sadece göçmenlerle ilgilenmek olan yeni bir bakanlığa ihtiyaç var. 
Bu işler AFAD ile Göç İdaresi Başkanlığı ile olmuyor. Anlayın artık.
Katılımınız için tekrar teşekkür ediyor, hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
nuri okutan İYİ Parti afrin
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Supertotobet Giriş - Bahis Siteleri - Tipobet
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Başkandan sporcularına övgü
Başkandan sporcularına övgü
İYİ Parti'den İş Bankası yorumu
İYİ Parti'den İş Bankası yorumu