PAZAR GÜNÜ ÖĞRETİSİ
Yavuz Selim SOYDAŞ

PAZAR GÜNÜ ÖĞRETİSİ

Advert
Öylesine uyandığım günlerden bir pazar günüydü. Öğlenden sonraya kadar kitap okumuş, her satırda kendimle baş başa kalmanın verdiği dinginlikle kâh kitaptaki hikayelere kâh kendi zihnimdeki başka diyarlara ziyaretlerde bulunuyordum. Kitabı bıraktıktan sonra günün ne kadar sıkıcı ve verimsiz olduğunu düşünmeye başlamıştım ki yemek vakti üzere çağrıldım.  

Sofrada Allah ne verdiyse karnımızı doyuracak lezzetli yemekler vardı ancak eski porselen tabakları süsleyen, şimdinin deyimi ile "organik" sütten özenle mayalanmış taze yoğurdun güne anlam katmak üzere olduğunu karnım doyduktan sonra fark edecektim. Toz şekeri üzerine yaydıktan sonra şekerin yoğurtla  buluşmasının akabinde usul usul sarartılar eşliğinde yayılışını izlerken çocukluğuma doğru yola çıkmak üzereydim. Karşımda oturan ailemizin en büyüğü, hepimizin babası, atası yani dedem biraz da benimkine şeker at dediğindeyse ileriye doğru akan zaman bir anda tersine dönmüş, saniyeler birer yıl gibi geriye sarmış ve  çocukluğumdan kalan tek tük hatıralar zihnimden akıp gözümde tezahür etmişti bile...  
Yine aynı evde aynı sofradaydık, yumuşak ayaklarımı altıma almış dizlerim küçük kızarıklıklarla halıyla bir olmuştu; küçük parmaklarımın sardığı kaşığın deseni de aynıydı. Dedem önümdeki yoğurda şekeri gülümseyerek dolduruyor biraz daha, biraz daha tatlı olsun ki güzel olsun oğlum diyerek karıştırıyordu. Yine sakallıydı,  saçları yaşına rağmen siyah kalabilmiş; kısım kısım ağaran telleri kalabalık olmanın verdiği kudret ile gizlemeyi başarıyordu. Başında takkesi, sırtında yeleği... Bıyıklarını takip eden çizgilerle birlikte çenesinde yer yer sarı siyah alacalı sakalları pencereden süzülen ışık huzmesinde parlıyordu. Bugün yediğim yoğurdun tadıyla  yıllar öncesindeki tad aynı mıydı bilemiyorum ama şimdilerde hatıraların damakta kaldığını söyleyen reklamlardaki sesin haklılığını sınamaktan ziyade onaylıyordum, yirmi yıl öncesine yolculuk ederek.
 
Saniyelerin olgunlaşmasına fırsat vermeyen bir hızla bugüne geri geldiğimde zamanın aslında tam da bu istikrarda ve hızda yürüdüğüne kanaat getirmeye zorlayan çaresizlikle tabağımı bitirip kalktım. Paslanmış hatıralar zincirindeki bir iki halkayı daha parlatan, ufak tefek işlerle haşır neşir olduktan sonra evin salonuna geldiğimde bu kez yolculuk sırası bir başkasındaydı. Ben oraya gelmezden evvel o çoktan planlanmamış seyahate çıkmıştı bile. Tahminim dahilinde  olayı tasvir etmeye çalıştım zihnimde. Bugün gözlerimin önünde cereyan ederken bir yandan dün, bir yandan da yarın ayrı ayrı beyin  hücrelerimi karıncalandırmaya başlamıştı.   
Çocukluğumun eski şahitlerinden olan, yaylarını üzerinde zıplaya zıplaya eskittiğim kanepeyi gıcırdatarak oturup öylece kalakaldım.  Şimdi karşımda iki baba vardı. Birisi altına konulan mindere yarı uzanmış vaziyette, arkasındaki yastığa da boynunu dayamış gözleri yarı açık sessizce duruyordu. Diğeri ise karşısına geçmiş onun ayak ucunda bağdaş kurmuştu. Gözlüklerini burnunun ucuna doğru yerleştirmiş, bir elinde tırnak makası öteki elindeyse babasının  eli vardı. Pür dikkat elindeki yumuşak elin parmaklarına zarar vermemeye özen gösteren titizlikle tırnaklarını kesiyordu. Elleri takiben ayaklara da aynı şefkat ve özen gözterilecek, akabinde ise ayaklar ılık su ve sabunla zevkle yıkanacaktı. Evet suyun içindeki ayaklar yaşlıydı ancak bir bebeğin ayaklarının suda oynayışı gibi  canlı ve şımarıklardı. Sonra sahnede anne de rol alacaktı.    
Sahnedeki yolculukta yalnız olmadığıma emindim lakin hikayeyi resmetmek bana düşmüştü. Bu kez zaman geriye işlerken benim önceki yolcuğumdan daha cömert davranmış olacak ki kırkbeş yıl kadar öncesinde bulmuştum kendimi. Anlatılanlardan bildiğim kadarıyla şimdilerde salon olan yerin bir duvarı o vakitlerde yoktu,  muhtemelen resim içerdeki odalardan birinde çizilmeliydi. Eskiden parmaklıklarına tırmandığım odada olması ümidi ile orada hayal etmeyi ve resmi orada çizmeyi tercih ettim. Belki bahardı, belki yaz belki de kış... Aynı iki kişi yine birliktelerdi, bu kez roller ve oturma düzeni de değişmişti. Birinin elleri çok daha genç, diğerinin elleriyse şimdikinin belki onda biri kadar.   O zamanlar sadece bir baba var ortamda. Kendi babasını hatırlatan anılardan biri; elinden tutup köy odasına giderken duaları tekrar ettirerek ezberletişi olan daha doğrusu hatırlayabildiği, belki de tek anısı bu olan, genç, kuvvetli ve çocukları için çalışan bir baba...  Muhtemelen bugün olduğu gibi o da oğlunun elini ayağını ona zarar vermeden tırnaklarını temizlemiş, küçük ayaklarını avuçlarının içine alıp yıkamış, ısıtmıştı. Su damlalarının birbiri ile yarışı gibi hırsla yarışan zaman bizi yeniden bugüne getirmişti şimdi. Havlunun yaşlı elleri ve ayakları kurulamasını takip eden hayır  duaları boğazları düğümlerken yüreklerdeki sıcaklık ve mutluluk yüzlerdeki yerini de almıştı. Bugünün öğretileri bitecek türden değildi bence. Geçmişe yolculuklar bitmiş, sıradaki ruhsal akıntı beni sarıp sarmalayıp geleceğe götürüyordu şimdi... Devamını tahmin etmek hiç de zor değildi bu hikayenin. İnsandık gördük inandık,  yaşadık öğrendik. "Biz babadan böyle gördük" cümlesinin içini doldurmak hiç bu kadar zevkli olmamıştı olamazdı da.     Şefkat ve merhamet nehirlerinde yıkanmak herkese nasip olmuyordu elbette. Bu nehirlerin günümüz dünyasında hızla kuruduğunu düşündüren, kimi zaman yürekleri yakan örneklerine şahit olsak da geçmişte de kurumuş nice nehirlerin Mekke'de nasılyeniden çağladığını bilen müslümanlar olarak; aranan şifanın  da dermanın da ana babaya merhamette olduğunu Yaradanın kudretiyle ümmetine müjdeleyen Peygambere(sav) tabi müminler olarak*; bu nehirlerin 'O' istediği sürece akmaya devam edeceğinin inanmışlığı eşliğinde şükür nidaları da yükselecektir elbet... "...Biz insana, anne-babasına iyi davranmasını tavsiyeetmişizdir..."(Lokman suresi/14) * “Allah’ın rızası, anne ve babanın rızasındadır." (Hadis-i şerif) 
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Aynur Aydemir     2014-10-10 yüreğine sağlık yaşı genç düşünceleri olgun ve örnek olmayı misyon edinmiş ,insan yolun açık olsun , teşekkür ederiz gene harika bir yazı okuduk sayende., sevgilerimle
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Pestil köme üreticileri Mehmetçiğin yanında
Pestil köme üreticileri Mehmetçiğin yanında
Bir yıl ne çabuk geçti
Bir yıl ne çabuk geçti