Manşet

Orta Çağ (Doğu) Ülkesi

Orta Çağ ve Orta Doğu denilince şunları anlamalıyız; Avrupa’nın Orta Çağı genellikle Batı Roma İmparatorluğu’nun çöküşü ile milli monarşilerin yükselişi, Avrupalılarca deniz aşırı keşiflerin başlaması, hümanist canlanma ve 1517’de protestan reformasyonu arasında geçen zaman süreci olarak tanımlanmaktadır. Orta Doğu’yu coğrafi olarak tanımlayacak olursak, geniş anlamda Batı da Fas Doğu’da Pakistan arasında dar manada ise Irak, Suriye, Ürdün, Mısır, Suudi Arabistan, Libya, Lübnan ve diğer körfez ülkelerini kapsayacak bir bölge olarak düşünebiliriz..

Orta Çağ’da neler olmuştur derseniz şöyle bir bakmak lazım!

Kim ne derse desin Orta Çağ’a cehalet hakimdir. Yine kötülük ve vahşet geçer akçedir. Bu nedenle bir diğer adı da “Karanlık Çağ”dır. Bilim ve eğitim kilise odaklıydı. Yapılan işlerin neredeyse tamamı kilisenin menfaatlerine uygun olmak zorundaydı. Kadının kaçıncı sınıf bir mahluk olduğu tartışma konusuydu. Kuralsız bir dönemdi ve bir uygarlığın varlığından söz edilemezdi. Emek ve emekçinin üretimi değersizdi. Çalışanlar inanılmaz zorluklar içerisindeydi ve adeta köleydiler! Buna karşılık her zaman (!) olduğu gibi beyler ve hakim sınıflar büyük bir refah içindeydi… Orta Çağ’da kıtlık ve kuraklık hakimdi. İnsanlar en vahşi yöntemlerle idam ediliyorlardı. İnsanlara korku ve endişe hakimdi. Geleceklerini tasavvur bile edemiyorlardı. Yozluk, yobazlık, taassup gericilik almış başını gitmişti.

Gelelim Orta Doğu’ya!

Hepiniz yukarıda saydığım Orta Doğu ülkelerinde ömrünüz boyunca neler olup bittiğine şahitsiniz. Kan, gözyaşı, zulüm, diktatörlük, halklarına eziyet, vahşet, hastalık, bilim dışılık, gelişmemişlik, cehalet, taassup, savaş, yozluk, yobazlık, gericilik, ölüm ve katliam; ne ararsanız bu Orta Doğu’da görüyorsunuz… Aydınlanmanın bir ışığı da yok! Küresel ve emperyal güçlerin emir komutasında yaşamak denilemeyecek bir hayat sürüyorlar.

Şimdi gördüğünüz gibi bu Orta Çağ ve Orta Doğu sözcükleri anımsattıkları itibarı ile birbirlerine çok büyük yakınlık gösteriyorlar… Acaba günümüz Türkiye’sine baktığımızda da bizde de Orta Çağı ve Orta Doğu’yu anımsatan şeyler var mı? Herkes bu sorunun cevabını istediği gibi verebilir ama bana göre cevap “var” olur… Üzgünüm tabii! Ülkemin Orta Çağ’dan görüntüler içeren bir Orta Doğululuk içinde oluşu sizi de beni de üzer. Bazılarımız “Araf”ta olduğumuzu söyleyebilir. Ancak bana göre “Araf”ta olmak yeterli değildir.

Siz bu Orta Doğululuğu kabul etmeseniz bile başta Avrupa (Birliği) olmak üzere gelişmiş kabul ettiğimiz dünya güçleri bizi Orta Doğulu cahil kalmış ve bu yüzden gelişmemiş bir ülke olarak görürler. Bu sebeple de AB’ye almak istemediklerini alenen her fırsatta beyan ederler. Biz ise gerçekleri bilmemize rağmen her fırsatta Orta Doğululuğu ret eder ve bir Avrupa memleketi olduğumuzu iddia edip dururuz. Zaman zamanda süngümüz düşünce, AB’ye girmenin değil o standartlara erişmenin asıl hedefimiz olduğunu söyleyerek işi kıvırırız.

Bu salgın hastalık sebebi ile önümüze kendi kendimizle yüzleşmek için çok önemli bir fırsat geldi. Şimdi hepimizin aynaya bakma zamanı! Eğer Orta Çağı yaşayan bir Orta Doğu ülkesi olmak ve de öyle anılmak istemiyorsak yeniden bir “Aydınlanma Süreci”ne girmek ve belli hedefler koyarak reformlar gerçekleştirmek zorundayız. Yoksa kötü örnekler sayıca çoğalmıştır ve iç karartıcıdır. Sizlerde onları bu zorunlu karantina sebebiyle çokça gördünüz, görüyorsunuz ve daha da göreceksiniz…

Gelin bu vesile ile adeta Orta Çağ’ı yaşayan bir Orta Doğu ülkesi olmaktan çabucak kurtulalım. Türk insanı böyle bir yaşamı hak etmiyor ki buna bir yaşam denirse! Açlığı, yoksulluğu, sefaleti, işsizliği, cehaleti, eğitimsizliği, yobazlık ve taassubu, ekonomik güçsüzlüğü, adaletsizliği, sosyal dengesizliği, mutsuzluğu ve huzursuzluğu hep birlikte yenelim… Türk Milletine yakışan da budur!

Orta Çağ’ı hatırlatan bir Orta Doğu ülkesinde yaşamak bir Türk için asla kabul edilemez…

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı