Karadeniz’in nemli havasını ardında bırakıp Zigana Dağları’nı aşanları, tarih ve doğanın iç içe geçtiği eşsiz bir şehir karşılar: Gümüşhane. Kanuni Sultan Süleyman’ın mirasını taşıyan bu kadim şehir, medeniyetlerin buluşma noktası olarak yüzyıllardır Anadolu’nun gümüş yüzüğü olmayı sürdürüyor.
Adını sahip olduğu gümüş madenlerinden alan eski Gümüşhane, bugün Süleymaniye Mahallesi başta olmak üzere tarihi dokusunu zamana meydan okurcasına koruyor.
Sultan Süleyman Han Camii, Küçük Camii, Ayvalos Kilisesi, Çakırkaya ve Aydınlar kiliseleri ile Pavrezi Şapeli, şehrin çok kültürlü geçmişine tanıklık eden yapılar arasında yer alıyor. Kayalara oyulmuş kaya mezarları ise geçmişle bugünü sessizce buluşturuyor.
Harşit Çayı üzerinde inşa edilen tarihi köprüler, Gümüşhane’nin ulaşım ve ticaret geçmişini yansıtırken; Kov Kalesi başta olmak üzere onlarca kale, şehrin askeri ve stratejik önemini gözler önüne seriyor. Santa Harabeleri, taş işçiliğinin özgün mimarisiyle bir kültürün izlerini günümüze taşıyor.
Gümüşhane yalnızca tarihiyle değil, doğasıyla da büyülüyor. Örümcek Ormanları, Tomara Şelalesi, yüzlerce yayla ve Karaca Mağarası, şehrin doğal zenginliğini ortaya koyuyor. Köme, pestil, kuşburnu, bal ve yöresel lezzetler ise bu coğrafyanın bereketini sofralara taşıyor.
Gümüşhane’den ayrılırken geriye sadece bir şehir değil; tarihin, doğanın ve kültürün iç içe geçtiği güçlü bir hafıza kalıyor.