ManşetRöportaj

Dr. Burak Türten

Zafer ÇOBAN – GÜNDOĞUMU Gazetesi

Genç yaşında pek çok esere ve ödüle imza attı. Gümüşhane Üniversitesinde halen Doktor Öğretim Üyesi olarak görev yapıyor. Gündoğumu Gazetesi, kültür sanat köşesine bu hafta Dr. Burak Türten’i konuk etti. Doyumsuz sohbeti sizin için derledik..

GÜNDOĞUMU) Sayın Dr. Türten, kısaca Gündoğumu Gazetesi okurlarına kendinizi tanıtır mısınız?
DR. TÜRTEN: Safranbolulu bir ailenin Ankara doğumlu evladıyım. 2011 yılında Erciyes Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema bölümünden mezun olduktan sonra Halkla İlişkiler ve Tanıtım anabilim dalında yüksek lisans eğitimimi tamamladım. Üniversite televizyonunda haber spikerliği ardından ise Ulusal bir televizyon kanalında haber spikerliği ve haber editörlüğü görevi yaptım. Erciyes Üniversitesi İletişim Fakültesinde 1 yıl ders verdikten sonra 2014 yılında Gümüşhane Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde Öğretim Görevlisi olarak göreve başladım. Bu süreçte fakültemizdeki film atölyesi için görevlendirildim ve İletişim Fakültemizin uygulama birimi olan Gümüşhane Film Atölyesi’nin Kurucu Koordinatörlüğünü yaptım.
Bu süreçte yönetmenliği, görüntü yönetmenliği ve danışmanlığı olmak üzere farklı görevlerde yer aldığım film projeleri 50’nin üzerinde ulusal ve uluslararası ödüle layık görüldü. 2018 yılında Atatürk Üniversitesi’nde Belgesel Sinema üzerine yazdığım doktora teziyle Bilim Doktoru unvanı aldım. Belgesel sinema, kurmaca film ve tanıtım filmi alanında çalışmalar yapmakta, ayrıca çeşitli kamu kurum-kuruluşları ve TRT ile projeler yürütmekteyim.

GÜNDOĞUMU) Halen öğretim üyesi olarak devam etmekte olduğunuz Gümüşhane Üniversitesindeki çalışmalarınızdan söz eder misiniz?

DR.TÜRTEN: Gümüşhane Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümünde belgesel sinema, fotoğraf sanatı, spikerlik ve diksiyon derslerini yürütüyorum. Yakın zamana kadar da Gümüşhane Film Atölyesi koordinatörlük görevini yerine getiriyordum. Bu görevler kapsamında üniversitemizin tanıtım filmi ihtiyaçlarını kendi öz kaynaklarımızla ve kendi öğrencilerimizle birlikte karşılıyoruz. Öğrencilerimiz televizyon programı, tanıtım filmi ve Türkiye’de dikkat çeken başarıya ulaşan belgesel film projelerini hayata geçiriyorlar. İsterdim, Bademler, Kamyon, Kırmızı, Levanten, Pembe Kimlik, Velespit, Adada, Derik’te Kalanlar, Merkeb-i Mesai, Şehit Öğretmen Necmettin Yılmaz, Alarga, Rafet Ataç, Afrikalı Uşaklar ve Kül belgeseli gibi önemli yapımlara imza atan öğrencilerimiz, bugüne kadar Türkiye, ABD, Almanya, İngiltere, İtalya, Portekiz ve Endonezya gibi ülkelerde düzenlenen seçkin film festivallerinde sayısız gösterim, yüzü aşkın finalistlik ile 34 ulusal ve uluslararası ödüle layık görüldü. Türkiye’de yılın en çok ödül alan filmlerine yine Gümüşhane Film Atölyesi’nde görev alan öğrencilerimiz imza atarak hem kendilerini hem üniversitemizi hem de Gümüşhane’yi sinema tarihine yazdırmış oldular. Bu gurur öğrencilerimizi bağrına basan Gümüşhane’mizin, onlara nitelikli eğitim veren bölümümüzün ve tabii ki kıymetli öğrencilerimizindir.

GÜNDOĞUMU) Bir belgeselci olarak ifade edebilir misiniz? Belgesel kelimesinden biz ne anlamalıyız?

DR. TÜRTEN: Belgesel film, konusunu gerçeklikten almaktadır. İçerisinde herhangi bir kurmaca, sahte veya yapay öğe bulundurmamaktadır. Bu yönü ile belgesel sinemacıları bir anlamı ile tarih yazan insanlara benzetebiliriz. Bugünkü gerçekliği, kültürü, olay ve olguları yüzlerce yıl sonraya aktarma gücüne sahip bir türden bahsediyoruz. Türün bu hassas özellikleri sebebiyle belgesel sinemacıların, gerçekliğin kati suretle çarpıtılmaması, değiştirilmemesi ve seyircinin manipüle edilmemesi gibi önemli sorumlulukları bulunmaktadır. Belgesel sinemanın zor yanı da tüm bu değerlere bağlı kalarak mevcut gerçekliği kendi sanatsal ve estetik bakış açınızla bir esere dönüştürmenizdir.

GÜNDOĞUMU) Daha çok hangi konuları ele aldınız? Karşılaştığınız tepki ya da tepkiler oldu mu?

DR. TÜRTEN: Şahsen belgesel sinemacıları toplumsal sorunları tedavi eden değil ancak teşhis eden doktorlar olarak tanımlamaktayım. Dünyada çeşitli alanlarda görülmeyen, gözden kaçan veya arka planda kalan sorunlar bulunmaktadır. Devletin veya egemen gücün erişemediği kimi zaman ise yetişemediği bu konuları belgesel sinemacılar ortaya çıkarmakta ve kendi eserleri aracılığıyla bu konuları toplumla buluşturmaktadır. Sanatın toplumları iyileştirici ve dönüştürücü gücü de tamda bu noktada ortaya çıkmaktadır. Kamuoyunun göremediği ve dolayısıyla müdahale edemediği alanlar, belgesel filmler aracılığıyla seyirci ile buluşmakta ilgili alanlar üzerinde iyileştirici adımlar atılabilmektedir. Daha önce ekip arkadaşlarımızla birlikte belediye çöplüklerinde çalışan işçiler, mevsimlik fındık işçileri, kamyon şoförleri, Anadolu’nun dört bir yanındaki insan hikayelerini konu edinen belgesel filmlerle ülkemize katkı sağlamak adına bu sorumluluğu yerine getirmeye gayret gösterdik. Bu filmler sonrası sinema seyircilerimizin tepkileri olumluydu. Aslına bakarsanız toplumsal gerçekliğe ilişkin belgesel filmler çekmemizde bizi buna bağlayan en önemli husus hem hikayesini anlattığımız karakterlerin sesi olmamız sebebiyle onların memnuniyeti hem de bu filmleri izleyen insanların bilinç düzeyine katkı sağlamamız nedeniyle seyircilerin memnuniyetidir.

GÜNDOĞUMU) Sn. Türten, ülkemiz zengin kültürü, geçmişte yaşanmışlıklarıyla ve sahip olduğu büyük potansiyele her haliyle ev sahipliği yapıyor. Bir akademisyen olarak işinizle bu etkileşimi nasıl değerlendirirsiniz?

DR. TÜRTEN: Ülkemiz belgesel film konusu açısından oldukça zengin bir coğrafyada yer alıyor. Bu yönü ile anlatılacak çok ama çok hikayemiz var. Bugün dizi sektöründe ülkemiz lehine yaşanan gelişmeler ve önemli dizi ihracatları gelecek dönemde mutlaka belgesel film alanında da yaşanmalıdır. Bunun için İletişim fakültelerinde verilen belgesel sinema eğitiminin oldukça önemli olduğunu düşünüyorum. Ülkemiz, mesleğim ve öğrencilerimiz arasındaki ilişkiyi de bu hususları göz önünde bulundurarak yapılandırıyorum. İyi yetişmiş, donanımlı ve bilgili mezunlarımız özelde kendisine ve üniversitesine katkı sağlayacak genelde ise hem sinemamıza hem de ülke ekonomimize katma değer sağlayacaktır.

GÜNDOĞUMU) Başarılı çalışmalara imza attığınız biliniyor? Belgesel ya da tanıtım filminden sonra hedefleriniz nelerdir?

DR. TÜRTEN: Belgesel film ve tanıtım filmi çalışmalarının yanı sıra akademik araştırmalara da devam ediyorum. Çeşitli saha araştırmalarım var. Geçmişte köylerdeki sinema seyir geleneğine değinen yeterli sayıda çalışma olmadığını fark ettim. Bu dönemi yaşayan insanlarımız henüz hayattayken bu bilgilerin literatüre kazandırılması için çalışmalar yürütüyorum.

GÜNDOĞUMU) Gümüşhane, sizin çalışmalarınızda ele aldığınız pek çok konu başlığında öne çıkan şehri (örneğin göç tabi ki çevre sorunları) andırıyor. Gümüşhane bu bakımdan bir film platosuna benzetilebilinir mi?

DR. TÜRTEN: Gümüşhane el değmemiş, keşfedilmeyi bekleyen bir coğrafya. Sinema açısından altın değerinde bir kent diyebilirim. Türkiye’nin neredeyse tüm şehirlerinde çekimler gerçekleştirdim. Bu denli etkileyici ve sinematografik açıdan güçlü bir coğrafyaya çok az rastladım. Tek bir şehirde birçok farklı coğrafi alan var ve bu durum Gümüşhane’nin en önemli özelliklerinden biri. Hemen yanı başımızdaki Trabzon, Rize gibi kentlerdeki turizm hareketliliğini tetikleyen unsurlar geçmişte ve hali hazırda şu an çekilen dizi ve filmlerdir. Diğer bir yandan Safranbolu’nun bu denli tanınmasının sebebi 1976 yılında Süha Arın’ın yönetmenliğini yaptığı “Safranbolu’da Zaman” isimli belgesel filmin çekilmesidir. Tüm bu sebeplerden ötürü mutlaka ve mutlaka Gümüşhane’de bir dizi çekilmesi için gerekli alt yapı hazırlanmalı, sinema ile ilgili sivil toplum kuruluşları ile görüşmeler gerçekleştirilmelidir. Bunun için yapımcıları, yönetmenleri ve görüntü yönetmenlerini hedef kitlesine alan “Film Platosu Gümüşhane” isimli bir kitap projesine başlamıştım ancak çeşitli nedenlerden dolayı proje yarım kalmıştı. Bu tür çalışmalar için her ne kadar geç kalınmış gibi gözükse de bu geç kalınmışlık doğanın bakir kalmasına sebebiyet vererek Gümüşhane için güçlü bir yön haline gelmiştir.

GÜNDOĞUMU) Beğendiğiniz kendinize örnek aldığınız bir belgeselci ya da programcı var mı?

DR. TÜRTEN: Tek bir kişiyi idol olarak görmüyorum ancak birçok kişiden öğrenmeye ve beslenmeye gayret gösteriyorum. Her film ve her sinemacıdan mutlaka bir şeyler öğrenirim. BBC’nin belgeselleri nitelikli yapımlardır. Bunların yanı sıra Ron Fricke’in Samsara ve Baraka belgeselleri ile Ertuğrul Karslıoğlu’nun Keçenin Teri ve Süha Arın’ın Tahtacı Fatma, Safranbolu’da Zaman filmlerini öneriyorum.

GÜNDOĞUMU) Sayın Dr. Türten takdir edersiniz ki, işinizi yaparken pek çok anılarla da baş başa kalıyorsunuz. Unutamadığınız bir anınız var mı?

DR. TÜRTEN: Aslına bakarsanız her film başlı başına bir hikaye. Çok fazla anım var. Ben sadece şunu söylemek istiyorum. Hiçbir film tereyağından kıl çeker gibi çekilmiyor. Her filmde onlarca sorun ve krizle mücadele ediyorsunuz. Bu krizlerle birlikte insan faktörü, ekip faktörü, teknik ekipman faktörü ile de başbaşa kalıyorsunuz. Tamamı bittikten sonra ise aylar süren kurgu aşaması oluyor. Bu süreci yürütebilmeniz için samimi ve işinize tutku ile bağlı olmalısınız.

GÜNDOĞUMU) Gümüşhane Üniversitesi ve elbette GÜFA yani Film Atölyesi ödüle doymuyor.. Yurt içi yurt dışı sürekli önemli derecelerle geri dönüyor? Dokunan sihirli bir el mi var? Bu tabloyu nasıl yorumlarsınız?

DR. TÜRTEN: Bu başarıda birçok etken var. Bölümümüz kurulurken uygulama odaklı bir eğitim anlayışı ile kuruldu. Bölüm hocalarımız Türkiye’nin en köklü iletişim fakültelerinde eğitim aldı ve bu üniversitelerdeki bilgi ve kültürü bölümümüzde uyguladık. Bunun yanı sıra Gümüşhane Film Atölyesi’ni çok etkin kullandık. Gerçekten ay ay, yıl yıl oldukça titiz bir biçimde planlı çalıştık. Öğrencilerimize disiplinli çalışma ve üretmenin kutsallığını aktardık. Bu bilinçteki öğrencilerimizle belgesel filmler ürettik. Kısacası bilgi, disiplin ve bilinç bir araya geldi. Bunun sonucunda da Dünyada dahi adından söz ettiren belgesel filmler ortaya çıktı. Ancak şunu da biliyoruz ki bir kurumda üretim için şartlar olsa dahi buna imkan ve olanak tanınması her zaman pek mümkün olmuyor. Tüm bu imkanların etkin kullanılması da Rektörümüz Prof. Dr. Sayın Halil İbrahim Zeybek hocamızın vizyonu ile mümkün oldu. Bu vesile 2015 yılından bugüne dek atölyemizde görev alan tüm öğrencilerimize, filmlere katkı sunan hocalarımıza ve üretim süreçlerinin önünü açan sayın rektörümüze şükranlarımı sunuyorum.

GÜNDOĞUMU) Elbette gençler hele bu işe gönül verenler bi akademisyen olarak tavsiyeleriniz nelerdir?

DR. TÜRTEN: Sözü dolandırmadan özetleyelim. Samimi olalım. Disiplinli olalım. Ülkemize katkı anlayışı ile hareket edelim. Bir şeyler üretmek için çalışalım. Tüm bunları yaparken de sağa sola, ona buna değil kendi işimize odaklanalım. Başarının formülü yalnızca bu.

GÜNDOĞUMU) Şehirdeki kültür ve sanat anlayışına kısaca değinir misiniz? Gümüşhane bu iki sözcüğü ne kadar yaşayabiliyor!

DR. TÜRTEN: Doğruyu söylemek boynumuzun borcu. Maalesef Gümüşhane kültür ve sanat alanında olması gereken düzeyde değil. Kültür ve sanat merkezi açmak kültürü ve sanatı o bölgeye getirmiyor. Kültür ve sanat yetişmiş, eğitimli insanla mümkün oluyor. Gümüşhanemizin gelişmesi için sanatla daha çok yoğurulmamız lazım. Her bir gencimizi sanatın en azından bir dalı ile buluşturmamız gerekiyor. Müzik, heykel, bale, şiir, sinema, tiyatro ne zaman şehrin sokaklarında veya insanlarının dilinde olur, işte o zaman gelişmiş bir toplumdan bahsetmek mümkün olur. Sanat ruhu inceltir, dili güzelleştirir. Bunlar gerçekleştiğinde yaşam da değişir, kent de değişir.

GÜNDOĞUMU) Varsa mesajınız!

DR. TÜRTEN Gümüşhane’ye 7 yıl önce yerleştim. Türkiye’nin en güzel coğrafyalarından biri. El ele verip ulusal medya ve sosyal medya aracılığıyla bu güzellikleri güçlü biçimde anlatmalı ve tanıtmalıyız. Bana kucak açan bu şehre, ülkeme hizmet etmeme olanak sağlayan üniversitemize teşekkür ediyor, öğrencilerime selamlarımı sunuyorum

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı