Devlet olabilmenin öncelikleri, DİL birliği, TARİH birliği, ÜLKÜ birliği ve MİLLET olabilme şuuru, mensubiyeti içinde olan bir toplum olmaktan geçer. Bu kavramları taşıyan toplumlar, milleti ve devleti oluştururlar.

Bu kavramlar çerçevesinde oluşturulmuş, gelmiş geçmiş ve hala yaşamakta olan devletler vardır.

Bu anlamda geçmişte kurulmuş her Türk devleti bu kavramların en güzel örneklerini vermişlerdir. Tarihte görüldüğü gibi bir Beylikle başlayıp dünya İmparatorluğu haline gelmiş ve 600 yıl dünyaya adaletle hükmetmiş olan Osmanlı İmparatorluğu tüm gerçekliliği ile tarihteki yerini almıştır.  Ne yazık ki, dünya böyle bir yapıyı kaldıramamış ve bir araya gelip oluşturdukları emperyalist güçlerin şer odakları ile içeriden devşirdikleri işbirlikçileri boş durmayıp her fırsatta, her boşlukta İslam öncesinde olduğu gibi yaptıkları kötülüklerine hız kesmeden Müslüman Türk devletlerini de yıkmak adına saldırmışlardır ve hala saldırmaktadırlar. Ve artık sıra TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNDEDİR. Her santimetrekaresi şehit kanı ile sulanmış son devletimize, vatanımıza sahip çıkmak zorundayız. 

Tarih boyunca olduğu gibi dıştan yıkamadıkları için içten satın aldıkları devşirmelerle bunu yapmaktadırlar. İşte son örnek Bir Dünya Devleti olan büyük Osmanlı İmparatorluğu’dur. Osmanlı padişahları İmparatorluğun altının oyulduğunun farkına vardıklarında “Atı Alan Üsküdar’ı (çoktan) Geçti” cümle gurubunun tamda ifadesini bulduğu durumdaydı. Günümüzde de hal böyle olunca bu günleri yaşamamız kaçınılmazdı. Aynı senaryoyu günümüzde açık bir şekilde yaşamaktayız. Öyle ki, Osmanlı olma hayalinde gezinenler için Yüce Rabbim Üsküdar’ın geçilmesine izin vermeden uyanmasını sağlar. Şu an için O’nun adaletine sığınmaktan başkaca ümidimiz yok gibi. 

Tarihimize bakınca, Orta Asya’da Çin Seddi’ni yaptıran güç ile Anadolu’da “Çağ Kapatıp Çağ Açan” gücün bir devlet geleneğinden geldiğinin idrakinde olamayanlar hasbelkader yöneticisi konumunda oldukları devleti kendi sınırlarını koruyamama aczi yetine düşürmüşlerdir. Dolayısıyla bir devlet olmak için; var olmak adına verilen “Kurtuluş” mücadelesinde görüldü ki devlet olabilmenin ve varlığını devam ettirebilmenin yegâne gerçeği Millet olmak geçmektedir. 100 yıl önce Millet olama şuuru benimsenmiş ve ülke kurtuluş savaşını kazanarak devlet olma hakkını elde etmiştir. Dolasıyla henüz daha Millet olma hasletlerini yitirmemişken çok yakın geçmişimizden ders almak ve bu hasletlerimizin farkında olmak durumundayız. Ne yazık ki, o günlerde Millet olmanın hasletlerinin önüne set çekmek isteyenlerin, bu günkü uzantılarının yüzünden hasletlerimiz elimizden bir, bir alınmakta ve hiç istemediğimiz halde kendi içimizde bir ötekileştirme yaşamaktayız.

Bir millet olmanın paralelinde de bir devlet olmanın mücadelesini başlatarak dünyada bir başka örneği olmayan bir savaşı, tüm olumsuz şartlara rağmen zafere ulaştıranların çizmiş oldukları yoldan onları suçlayarak ayrılmaların yaşanması sonucu gelinen nokta da içimize sokulan nifaklarla başlatılan ayrışmaların her türlüsü denendi ve hala denenmektedir. Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinde, en yüksek makamlarında görev alan ve ticaretin neredeyse tamamını elinde tutan Ermeni ve Rum hareketlerinin sonunda yaşananlar bu günlerde de aynı şer odakları bazı Ermeni kalıntılarıyla bin yıllık kardeşliğin bozulması adına aynı oyunun sahnelememektedir. Diğer taraftan 1940’lardan sonra askerimizin içinde İslam karşıtı çalışmaların 28 Şubatlara vardırılan sonuçları. Bir diğer taraftan, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlara karşı “din düşmanı” idiler yaftasının yaygınlaştırılması. Bu kurguların arasında 1960’larda başlatılan ayrıştırıcı hareketler (sağ–sol, Sünni–Alevi, Türk–Kürt) gibi birçok bölücü ve ayrıştırıcı hareket denendi ve biz Türk Milleti olarakta bu duruma çanak tuttuk. Çünkü, sorgulama araştırma olmadığı gibi şuursuz bilinçsizce bir kabul ediliş ve biat ediliş var olmasının ötesinde hala devam etmektedir maalesef. En sonunda gelinen noktada “kurunun yanında yaşların yakıldığı” 28 Şubatçıların cezalandırılması diye başlatılan “Ergenekon” hareketi yetersiz kalınca arkasından “Balyoz” hareketi ile tamamlanan Türk Ordusunun pasifleştirilmesini izledik. Her şeye rağmen Türk Ordusu Dünyanın sayılı ordularının içinde ilk sıralarda yer almaktadır.

Ancak görülen o ki, nereden bakılırsa bakılsın dış mihraklı, şer odaklı zihniyetlerin ortaya koyduğu çok açık olmasına karşın uyuşuk ve zavallı hale getirilmiş olmasından kaynaklanan ve hiçbir zaman adaletli olmayan tamamen ön yargılı şuursuzca yapılanlar bu ülkeye huzur, mutluluk getirmemiştir ve getirmeyeceği gerçeğinin görülmesi gerekmektedir.

Bu ülkeyi kurtaran ve kuranlara “din düşmanı” demek ne kadar yanlış ise “dini vecibelerini yerine getirenleri dışlamak” o kadar abesle iştigaldir.

           

Doğruları açıklayamayanlar ve gerçekleri halkından saklayanların gerçek bir “DEVLETLU” olmalarının mümkün olamayacağı gerçeği yakın tarihimizde yaşanmıştır. Ayrıca da suçlar ve suçlular hususunda da net olunmadığı ve milletle paylaşılmadığı sürece beyinlerde oluşan izdihamların çözüme ulaşması mümkün değildir.

Hayatta bazı saf olmayan şeyler kararlılıkla silinmelidir. Aksi takdirde tüm hayatı kirletirler. Tıpkı günümüzde oluşturulan yapay zekâ yazılımı gibi kararlılıkla silinmeli asla tereddüt etmeden. Teknoloji sınırsızdır ama onunda bir milliyeti vardır!..

 

TÜM, ARKADAŞLARIMIN ve DOSTLARIMIN; YENİ YIL İÇİN TÜM DİLEKLERİNİN YERİNE GELMESİNİ EN KALBİ DUYGULARIMLA TEMMENNİ EDİYORUM. YENİ YILDA MUTLULUKLAR HER ZAMAN SİZİNLE OLSUN. İsa YILMAZ