Bir şehir düşünün…
Her şeyi tuhaf. Mantık ararsan o da tuhaf.
Konumu tuhaf, yolları tuhaf, kararları ise “biz böyle uygun gördük” kıvamında.
*
Evet, Gümüşhane’den bahsediyorum.
Doğası gereği engebeli, dağlık bir arazi… Buna kimse itiraz etmiyor. Dağ bizim, taş bizim.
*
Ama işin ilginç tarafı şu: Bu şehirde düz alan da var. Az değil, “eh iş görür” denecek kadar var. Fakat gel gör ki, düz alanlar şehircilik hafızasında sadece bakmakla yetinilen yerler.
Çünkü bizde önemli olan, zor olanı başarmak.
*
Mesela devlet hastanesi…
Normal şehirlerde hastaneler ulaşımı kolay, merkezi, düz yerlere yapılır. Bizde mi?
“Dağın başı boş durmasın” denmiş olmalı.
*
Hastane öyle bir yere kondurulmuş ki, insan bakınca “Ben burada ne arıyorum?” diye soruyor.
Yetmedi…
Hastane bile dayanamamış, kendi kendine aşağı inmeye çalışmış.
Evet yanlış okumadınız.
Bina resmen psikolojik olarak yerini beğenmemiş.
“Ben daha düz ulaşılabilir bir yere inmek istiyorum” demiş adeta.
*
Ama ne olmuş?
“Kaderindir” denilmiş.
“Devlet yatırımı yer değiştirmez” denilmiş.
Zor bela ikna edilmiş.
Biraz beton, biraz istinat duvarı, biraz da kamu bütçesiyle yerinde tutulmuş.
*
E tabii bu ikna süreci de bir hayli pahalıya mal olmuş.
Hastaneye değil, dağa yatırım yapmışız resmen.
Şimdi soralım:
Bu kadar hayati bir kurum neden dağın başına yapılır?
Yazın hadi bir şekilde gidiyorsun.
Peki ya kış?
Gümüşhane’de kışın ne olduğunu bilmeyen yok.
Sağır sultan bile biliyor.
Kar, buz, tipi…
Ambulans mı çıkacak, hasta mı inecek, yol mu açılacak belli değil.
Ama olsun… Manzara güzel.
Belki de mesele sağlık değil, yüksek rakımda tedavi.
*
Oksijen bol, stres az.
Hasta şehre ulaşamazsa zaten derdi kalmıyor.
Gümüşhane’de şehircilik böyle bir şey işte.
Düz alan varken dağ seçilir.
Kolay varken zor tercih edilir.
Mantık sorulursa “coğrafya kaderdir” denir.
Ama kabul edelim…
Bu şehirde hiçbir şey sıradan değil.
*
Hastane bile yerini beğenmeyip aşağı inmeye çalışıyorsa, sorun hastanede değildir.
Sorun, bizim mantık haritamızdadır.