Bazı türküler vardır; dinlersin ve sadece bir ezgi duymazsın.
Bir sokak, bir yayla, bir yüz, bir çocukluk çıkar karşına.
Gümüşhane türkülerini böyle dinler insan.
“Gümüşhane Güzelleri” çaldığında, bir düğün başlar zihninde.
“Gümüşhane Kızları” söylendiğinde, bir köy odası canlanır.
“Kelkit’in Altı Bağlar” ise insanı alır, alçak sesli bir özleme götürür.
Bu türküler neden hâlâ dillerde?
Çünkü Gümüşhaneli, unutmamayı bilir.
Türkü, Bu Şehrin Hafızasıdır
Gümüşhane’nin eğlencesi hiçbir zaman gürültülü olmadı.
Ama derin oldu.
Manilerle, deyişlerle, türkülerle yoğruldu.
Belki de bu yüzden, bugün hâlâ bir programda, bir gecede, bir düğünde mikrofon eline geçtiğinde ilk istenenler değişmiyor.
Aynı türküler, aynı ezgiler…
Çünkü bu şehirde türkü, sadece müzik değildir.
Türkü; hatırlamaktır.
Sahnede Söylenen, Kalpte Yaşayandır
Gümüşhaneli sanatçılar bu gerçeği bilir.
Sahneye çıktıklarında ne çalacaklarını dinleyicinin yüzünden okurlar.
Ve çoğu zaman ilk istek aynıdır.
O türküler söylendiğinde salonda bir şey olur.
İnsanlar susar.
Sonra birlikte söyler.
Kimi içinden, kimi yüksek sesle…
İşte orada müzik biter, aidiyet başlar.
Yeni Nesil de Bu Ezgileri Sahipleniyor
Belki en umut verici olan da bu.
Bugün gençler, bu türküleri sadece “eski” diye dinlemiyor.
Sahipleniyor.
Paylaşıyor.
Söylüyor.
Çünkü bir ailede memleket anlatılıyorsa,
bir dedenin ağzından bir türkü düşüyorsa,
o miras kaybolmaz.
Bir Şehir, Türküleriyle Ayakta Durur
Gümüşhane çok göç verdi.
Ama sesini kaybetmedi.
Çünkü türküler kaldı.
Çünkü o ezgiler, bu şehrin vicdanı gibi duruyor bir yerde.
Ne zaman bir Gümüşhaneli uzaklarda bu türkülerden birini duysa,
başını kaldırır,
bir an durur
ve içinden şunu geçirir:
“Orası benim memleketim.”
Belki de mesele tam olarak budur.
Bir şehir, türküleriyle hatırlanıyorsa,
henüz kaybolmamıştır.